üdopara

23 Aralık 2010 Perşembe

Mezuniyet - İş Arasında "SARIMTIRAK"


6. ay geçmek üzere… Mezuniyetimin üzerinden koskoca 6 ay geçti. Mezun olduktan sonra gözlerimde beliren pırlantalar şimdi sarımtırak. Peki ama neden?...!

Zemini sağlam olmayan binalar gibiyim. En ufak bir meltemde dahi sallanıyorum. Yıpranıyorum. Kabuklarım dökülüyor. Sürekli ve herkese içimi dökme hissi içindeyim. O kadar salağım ki insanların beni anlayacağını düşünerek çırpınıyorum. Ama biliyorum ki her insan, aynı ben… Ben onları anlamazken, onların beni anlamasını bekleyecek kadar bencilleşebildim demek, aferin bana. Peki ama neydi beni bu kadar isyan ettiren? 

Açıklamaya çalışayım:

İspanya’ya gittim, döndüm, proje yazdım, sonra tesadüfen bölümümle alakalı olmayan bir firmadan iş teklifi aldım. O kadar cahilim ki balıklama daldım. Ne iş olursa yaparım mantığıyla. 6 gün çalışacaksın, olur… 10 saat çalışacaksın günde, olur… İzin günün hafta içi istediğin, iş yoğunluğunun az olduğu bir saatte, olur… 650 tl maaşın olacak, olur. Ne iş yapacağım peki? Yapacağın iş bu masada oturmak, kurslar hakkında bilgi vermek, gün sonu gelir giderleri deftere kaydetmek, telefonlara bakma, tamam abi… Ama ben pek emir almaktan hoşlanmıyorum, aynı şey rica olarak söylenirse çoğu şeyi yaparım, tamam Ümitcim biz burada zaten abi-kardeş gibiyiz. Sende artık bizim bir kardeşimiz sayılırsın…

Böyle başladım ASM’de işe. Ama o kadar çok hata yapmışım ki Tekrar Gözden Geçirdiğimde. Örneğin yemek zamanını neden konuşmadım. Benden beklenen bu mu yoksa fazlası mı?  Kontrat imzalanacak mı? Neden imzalamıyoruz!

İşten atıldım 25. gün sonunda. İstanbul’a Metalurji ve Malzeme Kongresine gitmiştim. 2. günü arayıp güzel bir dille işime son verdiler.  Kafamda bir çok soru işareti vardı. İster istemez işten atılma psikolojisine girmiştim. Bahaneler arıyordum kendime “ Kongreye geldiğim için kızmışlardır”, “ Yaptığım pek iş olmadığı için ve bütçeleri kısıtlı olduğu için işime son verdiler sanırım” “ Hem şimdi atılmasam bayramda atılacaktım, ben bayramda çalışamam ki” … Ankara’ya döndüğümde çalıştığım sürenin parasını alayım bari dedim. Bayramdan sonra gel,dediler. Olur. Bayramdan sonra gittim, bir hafta sonra gel, dediler. Gittim. Daha para kazanmadık sen en iyisi bu cuma gel, dediler. Olur. En sonunda telefonla aradım. Alp abi çıkmadı, Kemal vardı telefonda. Alp abi’ye sordu, gelsin akşamüzeri veririm demiş. Telefona bile çıkmadı. Akşam gittim. 25 günün ücreti 400 TL. Benim hesabıma göre 550 TL almam gerekiyordu. 150 TL kullandığım izinler için kesilmiş. Ve işte kırılma noktası. Aklımca hakkımı aramaya çalışıyordum. 150 TL’yi kesmeye hiç hakları yoktu. Ama söylediğim için de çok mutlu oldum. İşten atılmamın asıl nedenlerini sıralamaya başladı Hakan abi. 

-      Hani bir ay sonra çalıştığın yer şaha kalkardı dedi alaycı bakışla. Projede Hakan abi ile çalışacaktık. Ona endeksliydi proje. Bu sırada konu benden açıldı. Neden işsiz olduğumu sordu. Ben de ‘Bölümümle Alakalı’ küçük bir şirkette çalışsam, bir ayda orayı şaha kaldırırım, demiştim. Çok abartmışım. Büyük lokma olmuş. Ama bu sözümden dolayı bana iş teklifi yaptığını bilseydim önce planlarımı yapardım oraya yönelik, sonra eğer büyük değişiklikler yapamayacağımı düşünseydim hiç kalkışmazdım çalışmaya. Değmezdi yani bu kadar para için ilişkilerin bozulmasına. Gün boyu bilgisayarda kendi işlerini hallediyorsun.

-      Tembelsin Ümit, gün boyu bu koltukta oturuyorsun ve hiçbir şey yapmıyorsun. Haklı. Nasıl haklı olamaz ki? Arka odada herkes muhabbet ederken ben o masada oturmak zorunda kalıyorum. Günde on saat o koltukta otura otura bir yerlerimde pişikler oluşmaya başlamıştı. Hem o on saati nasıl geçirebilirdim bilgisayarda kendi işlerimi halletmeden. Bana söylenilip de yapmadığım bir şey var mı diye düşünüyorum, ama yok. Yapmamam aptallık olurdu zaten. 

-      Yemek konusunda bir tek seninle sorun yaşadık Ümit. İlginç ve haklı. Sabah kalkıp kahvaltı yapmaya zaman bulamıyorum. Günün yorgunluğunu ancak uyuyarak atabiliyorum. Bu sebeple sabah sadece 2 puaça ve bir çayla geçiştiriyorum. İş yerinde belirli bir yemek yeme saati yok. Patronlar da yemek yemiyorlar düzenli olarak. Ama genelde 3 gibi yemek yeniyor. (Burada bir parantez açmam şart. Yemek olarak sadece bulgur pilavı vermişlerdi bir gün, diğer gün de sadece makarna, o kadar. Güzel yemekler de olduğu oluyordu ama sadece bulgur pilavı ile 10 saat çalıştırmanın vicdani boyutunu sorgulamadan geçemiyorum.) Bir cumartesi günü saat 4 olmasına rağmen hala yemek yememiştik. Soruyorum Kemal’e ne zaman yemek yeriz diye, bilmiyorum diyor. Hakan abi’yi arıyorum, Alp abi’n ilgileniyor, diyor. Alp abi’yi arıyorum ve azar işitiyorum. Bir tek sen soruyorsun. Yeriz elbet diyor. Mecbur bekliyorum. Bu böyle devam ediyor.

-      Saygısızsın Ümit, biz geldiğimizde kendine çeki düzen vermiyorsun. Biz var mıyız, yok muyuz belli değil. Müşterilerin karşısında bacak bacak üstüne atıyorsun. Haklı. Ama saygısızlık değil benim yaptığım. O an ne yapıyorsam, onlar geldiğinde de yapmaya devam ediyordum. Gizlim, saklım yok. Hani abi-kardeştik. Derya abla geldiğinde masada o oturuyordu. O zamanları odada bulunan koltuklarda oturarak geçiriyordum. Evet bacak bacak üstüne atıyordum, ama bence bu saygısızlık derecesinde değildi.

Daha neler neler saydı, pek hatırlamıyorum. Ama sağlam azar işittim. Gerçeklik payı olan olaylar hakaret olarak nitelendirilmez ama söylenilen her söz hakaret gibiydi. Hele en sonunda “ Ümit sen özel sektörde zaten çalışma, yapamazsın. Sen git devlette memurluk için çabala.”
 
Çok da uzatmadan bu konuyu kapatmak istiyorum. Çıkarttığım sonuçlar:
1.     İşe girmeden önce mutlaka bütün şartları ve iş görevlerini işveren ile ayrıntılı konuş. (Yemek yeme zamanın ve tatil günlerin belli olsun örneğin.)
2.    Asla ve asla patron ile arkadaş olamazsın.
3.    Bol bol yalan söyle (orada en çok karşılaştığım durum).
4.    İş yapmasan da patronun geldiğinde yapıyormuşsun gibi davran. Çünkü para veren patron karşılığında çalışmanı, köle olmanı ister.
5.    Eğer işinde çok rahatsan yanlış giden bir şeyler var demektir.
6.    Ne yaparsan yap, hepsi sana geri dönecektir. Senin doğru olarak gördüğün karşındaki için büyük sorun oluşturur.

Yazarken bile sinirleniyorum. Özel sektör çok acımasız. İşe almaları ve iş devamlılığı çok zor. Kahretsin ki hala bölümümle alakalı bir iş bulamadım. Herkese, her kişiye teker teker durumdan bahsediyorum, ama sonuç hep olumsuz. Metalurji Odası’ndan da sonuç alamadım. Yani hala işsizim ve geçen her gün yeşermeyen umutlarımı öldürmeye gebe. 

Dayanağım olan SHÇEK’ten gelmesini beklediğim iş sınavı ise inatla gelmeyi geciktirmekte.  Artık insanlara açıklama yapmaktan, işsizim demekten yoruldum. Olmaması gereken bir durumdayım. Çizgimin eskisi kadar net olmadığını itiraf etmeliyim.  Yani bu yol nereye gider ancak yaşayarak görebileceğim…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder