üdopara

22 Mart 2011 Salı

Mezuniyet - İş Arasında " MUCİZEYİ BEKLEMEK"

Geçen gün Musavvet Şen intihar etmiş. 22 Mart tarihli Hürriyet gazetesi, 4. sayfadaki küçük bir alanda, gülümseyen küçük bir resimle, intiharı haber yapmış... 

İntiharın sebebi borçlarıymış. Gerçek sebebi ise bilinmiyor!

Bu ülkede şairler ölüyor, bu ülkede ressamlar intihar ediyor, bu ülkede 2 yaşındaki çocuklar insanların sorumsuzlukları yüzüden hayatlarına başlamadan nokta koyuyor, bu ülkede insanlar yaşa(ya)mıyor...

Bir sürü 'neden' sorusu geliyor aklıma. Zaten herkesin sorduğu; ama kimsenin cevap bulamadığı, bulunan cevaplarınsa tatmin etmediği 'neden'ler... 

'İnsanların ölümü neden' diye  sormaktan geçtim de, ressamlar neden ölüyor onu anlamıyorum. Hayatları görünmeyeni görüp,  onları resmetmekle geçen bu insanlar için para bir anlam ifade ediyor mudur? 

Ediyorsa 'neden' ?

Sözsüz şairlerin gözlerindeki yakarışlarla bakıyorum bu olaylara ve kendime  

Bu gün itibariyle tam 9 ay geçti mezun oluşumun üzerinden. Tam dokuz ay... 81 yaşındaki bir dede için bir saniye, 7 yaşıdnaki bir çocuk için bir ömür... Dokuz ay... 
Üniversite okumanın, öğrendiğini kullanmanın bir anlama gelmediğini anlamam için geçen dokuz ay... İleriye dönük planlar yapamayacağımı anladığım dokuz ay... Çalıştığım işte hiçbir sorunla karşılaşmamama rağmen, kendimi bir hiç gibi hissettiğim dokuz ay... Belleğimde çürüyen, kurtlanan bilgilerin çürümesini izlediğim dokuz ay... Ve en önemlisi insanların hayatlarını nasıl bu şekilde devam ettirdiklerini anlamaya çalıştığım bir dokuz ay......

SHÇEK tarafından avantaj olarak nitelendirilen kadrolu olarak işe başlamanın, aslında bekleme aşamasında insanlara verdiği zararı, düşüncelerine verdiği tahribi gözlemleme şansı bulduğum bir dokuz ay geçirdim.  Sisteme karşı sonsuz bir kin beslemeye başladım. Mezun olduktan sonra geçen bu süre, insanları köreltmekten, köleleştirmekten başka bir olgunluğa eriştirmiyor. Zaten hayatlarında felekten bir darbe yemiş bu insanlara tekrar tekrar darbeler indiriliyor...

Geçen gün KUKLâNLAT projesi kapsamında atölye çalışmaları için bir Çocuk Ev'inde misafir edildik.  Amaç toplantı ve proje atölye çalışmalarını gözlemlemekti... Eve adımımı atar atmaz, etkileyici bir hava karşıladı beni... Ev gibiydi... Salona yürüdüğümde ayaklarımın altında gelişimi selamlayan halıya gözüm takıldı... Çok para harcanmıştı... Kriterleri çok yüksek bir ev ile karşılaşmıştım, çok şaşırdım, çok sevindim... Hayalini kurduğum yuva oradaydı. Yurttaki kafalara yorgan çekip ağlama olayı son bulabilirdi bu evlerde. Tek ve en büyük eksikliğin acıları sarılabilirdi. Mutlu oldum... Sonra üzüldüm...
Üzüldüm çünkü gençler sadece 18 yaşına kadar orada kalabileceklerdi. Alıştıkları o ev ortamını belki hayatları boyunca göremeyeceklerdi. Aldıkları devlet memuru maaşı ile hangi evlerde oturduklarına kendileri bile şaşıracaktı. Hele de devlet işine girmeleri uzun süreleri kapsadığında... 

Sanırım bu sorun düzelene kadar  tekrar tekrar yazacağım bu konuyu... Bu gençler de aile ortamında olduğu gibi, hayatlarını kendileri yönlendirebilecekleri, ekonomik özgürlüklerini sağladıkları bir ortama kavuşana kadar, korunma altında kalmaları gerekmektedir. Mezuniyet - İş Arasında bu gençlerin kendilerine ve etrafına zarar vermeleri engellenmelidir. Gerekirse, yurttan çıkan kardeşlerimle devlet işine girene kadar geçen sürede neler yapıldığına, neler yaşandığına dair bir anket oluşturabilirim. Bu sayede gözlerine sokabileceğim bir verim olacaktır... 

Bekliyorum, yeni açtığım pencerelerin kapanmamasını sağlayacak bir mucizeyi...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder