üdopara

2 Eylül 2011 Cuma

ÜTopik "BAŞARISIZ DOĞUM GÜNÜ ÇALIŞMASI-1 :)"

15 Eylül... Büyük gün, dönüm noktası...

15 Eylül'ü beklerken gelen 9 günlük bayram tatili, biraz olsun bu bekleyişin yoğun havasını dağıttı ve farklı şeylere odaklanmamı sağladı.

Mesela İstanbul'a...Bu tatil başka hangi şehirde bu kadar güzel değerlendirilebilirdi ki...
Tatilin ilk üç günü daha çok bayrama hazırlık havasında geçti. Hediyeler alındı, alışveriş yapıldı, evde boş boş oturuldu... Bayramla birlikte hareketlilik başladı...

İlk durak 6 yaşındayken taşındığımız ve hayatımın en uç tecrübelerini bana yaşatan Avcılar'ı ziyaret etmekle geçti. Çok fazla değişiklik yapılmıştı. Sanki binalar ve insanlar birbirlerine daha yakınlaştırılmış, sıkıştırılmış gibiydiler. Eskiden uzun zamanlarımı yürümek için harcadığım Avcılar - Ambarlı yolu sanki kısalmış da kısalmıştı. Hele ilk denize balıklama atladığımız o kayalık alan, o kayalık alan minyatürleşmiş, zaman yenik düşmüş gibiydi. Ya da biz büyümüştük kafamızdaki anılarla... Sonra onları da büyütmüşüz gözlerimizde. Belki şaşkınlığımın nedeni buydu...

Akşam güneşin batışını Ambarlı sahiliyle birlikte izledikten sonra, rotamızı Waffle yemeğe çevirdik. Aslında Waffle konusunda kötü bir tecrübem vardı. Çeşidin çok olması ile rastgele yaptığım seçimler sonucu oluşturulan Waffle midemi bulandırmıştı. Bir daha gelip gelmeme konusunda kararsızken, 'dış' etkenlerin etkileri sonucu tekrar Moda'daki Kemal Usta'ya, Waffle yemeğe gitmeye karar verdik. Bu kez tecrübeliydim. Önce ablamın seçmesine izin verdim. O seçerken ben de telefonumu çıkartıp hangi malzemelerden istediğimi not ettim taslak kısmına. Sıra bana geldiğinde ve malzemeleri söylerken sesimin kararsızlıkları silinmişti artık ve tercihlerimi sırasıyla söyledim. Ortaya tam istediğime yakın bir Waffle çıktı. Bu kez başarmıştım. Waffle eskisi kadar korkunç görünmemeye başladı gözüme... :)

Tatil günleri ibreyi 200'e vurdururcasına hızla geçerken, biz diğer tatil gününü Ortaköy'de kumpir yiyerek geçirmeyi başardık. Boğaz manzarası, kumpir ve ortam gayet güzel ve lezizdi. Fazla uzun süre kalmadık. Çünkü planımızda akşamı Taksim'de Olimpia'da geçirmek vardı. Önce İstiklal'i saatlerce arşınladık. İlginç tiplerle dalga geçtik, kadınların kıyafet zevklerini eleştirdik. Sıra geldi 70'ler, 80'ler ve 90'ların Türkçe Pop Şarkılarını dinlemeye. Kulübe girdiğimizde henüz yeni yeni insanlar gelmeye başlamıştı ve mekan tamamen boştu. Masa ayarlamaya çalışırken yaşamayı hiç istemediğim bir durumla karşılaştım. Localara oturmak için mutlaka 'şişe açtırmamız' gerekiyormuş. İçki kullanmadığımızı söylediğimizde ise bize loca veremeyecekleri söylediler kibarca. Hadi dedikleri gibi olsun, biz de sahneye yakın bir yerde oturup alkolsüz içeceklerimizi yudumlarız diye düşündük. Bu konuda da fikir ayrılığı yaşadık. Oturacak tabureleri sahneye yakın yerlere çekemiyormuşuz. Gel de sinirlenme... Hemen mekanı terk ettik. Yapılan büyük saygısızlıktı. İlla içki içmek mi gerekiyordu locada oturmak için veya illa çok para bayılmak mı gerekiyor saygı görmek için...

Sonraki gün Kanlıca'da yoğurt yeme planı bize kötü geçen müzik dinleme tecrübesini unutturmaya yetti. Kanlıca'da Çınaraltı'nda pudra şekeri katılmış yoğurdu Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'ne nazır yemenin tadı gerçekten bir başkaymış. Sanırım hayatınızda bir kez burada yoğurt yemeniz gerekli ve yeterli... :)

Kanlıca'da otururken ablamın çırpınışlarına çok güldüm. Bir şeyler yapmaya çalışıyordu. Ara ara benden ayrılıyor, gözden kayboluyor felan... Merak ediyordum ama hiç sormadım. Sonra yavaşça yanıma geldi ve başladı anlatmaya... " Ümit bu doğum gününde doğum günü pastası kesemeyeceğiz. - üzgün surat ifadesi- Olimpia'da eğer gece yarısına kadar müzik dinleseydik garsonlara pasta alıp, pasta kestirecektim. Erkenden çıkınca o plan iptal oldu. Bizim evin yakınlarındaki pastanelerin pastalarının iyi olmadığını bildiğim için oradan da almak istemedim. Kanlıca'ya gidince süpriz yaparım  diye düşündüm ama koskoca Kanlıca'da hiç pastane yokmuş -yine üzgün surat ifadesi-. Sonuç olarak sana süpriz yapamadım" dedi. Ben başladım ablamın şanssızlığına gülmeye. Tabi ablam da eşlik etti gülmeme...

Doğum günü olayı benim için ilginç bir olay değil aslında. Çevremdeki insanlara anlatamadım bunu bir türlü. Yani doğum günü ne demektir ki? İnsanların facebook duvarında '... 'nın bu gün doğum günü' ibaresini görüp duvarına klasikleşmiş kutlama gönderilerinin yazılması mı? Peki ya geri kalan 364 gün altı saat? Diğer günlerde aranmayacak mı bu insanlar? Benim düşünceme göre doğum gününde fazladan ilgiye gerek yok. Birlikte pasta yemek için bahane olarak görülebilir ama birlikte değilsen ve iletişimin fazla yoksa, aramaya gerek yok demektir. Aranmamak için doğum günümü iletişimsizlik günü olarak ilan ettim kendime. Belki de senede bir günü sadece yanımda olanlara ayırdığım bir gün olarak benimsettim kendi kendime... Telefon kullanmadım, facebook'uma bakmadım... Dünyayla tek bağlantım, yanımda telefon taşıyan ablamdı :)
Sevgili dostlarım, zaten hatırlayamayacağınızı biliyorum ama yine de günü hatırlamak için fazladan çabaya girmeyin. Bunları egomu tavan yaptırmak için söylemiyorum, bunları gerçekten böyle olmasını istediğim için söylüyorum. Seven mesaj göndermeden de seviyor veya sevmeyen mesaj gönderdiğinde de sevmemeye devam ediyor. Lütfen... Gerek yok :)

Tatilin sonuna gelmiş bulunuyorum. Keşke sona yaklaşırken de aynı güzel şeyleri yazabilseydim... Ama insanların birlikte yaşama konusunda yaşadıkları sıkıntılardan dolayı mutsuzum. Net olarak cevap veremediğim bir konu bu aslında ve içinden çıkamadığım bir konu: İnsanlar birlikte yaşarlar. Birlikte yaşarken iki tarafında istekleri vardır, sevdiği şeyler, sevmediği şeyler, olmasını istediği şeyler, tahammül edemediği şeyler... Bu durumda nasıl bir orta nokta bulunur. Birinin istediği şey diğerinin tahammül edemediği şey ise taviz vermek mi gerekir? Kurulu düzene dahil olan mı sürekli taviz vermektedir? Kurulu düzene sahip olan insan geçici bir durum için geçici olarak kurulu düzenini bir kenara mı bırakmalıdır? Bu konuda tartışmak sonuç getirir mi?...

Not: Doğum günümde beklemediğim bir kişiden haber aldım, ilginç olan buna sevindim. Keşke sevinçlerim uzun soluklu olsa... Bir nefes alsam, bu nefesi verene kadar dünyam son bulsa, bu nefeste mutluluk olsa...

Not2: Kalbini kırdıklarıma sevgiler... Umarım çok kızmıyorsunuzdur bana, şu üç günlük dünyada...Üç günlük...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder