üdopara

3 Eylül 2012 Pazartesi

ÜTopik " BAŞARILI DOĞUM GÜNÜ SÜRPRİZİ BÖYLE YAPILIR!-1"


Zamanda süzülen bir andı sadece, Aleyna’yı gördüğüm an…

Tamamen yabancı görülen ortamın tanıdık hale yavaş yavaş dönüşünü izlemek gibiydi. Önce Ahmet abi netleşti tanıdık olduğunu anladığım yüzlerin, sonra ablamın güleç yüzü… Hemen arkasından Mansız, Mehtap, abim, Bahadır Hoca, EmreCan, Meryem KÖKSAL, Emin Kaan sırayla netleşti karşımda… Cansu ve Yavuz SS gülüyorlardı. Kocaman gülüyorlardı hem de… Benim yüzümün aldığı şekil onları bu hale getirmişti. Çünkü artık Hüseyin abiyi de tanımıştım.

Ne olmuştu?

Bir anda bana anlatılan ‘gerçek’ yalanlar gözümün önüne geldi. Ablam beni aramıştı. Ne kadar yoğun geçtiğinden bahsetmişti geçen haftasının ve bu yoğunlukla devam edeceğini belirtmişti bezgin bir sesle. Haklı olarak isyan ediyor diye düşünüyordum. Çünkü kolay değildi ‘çocuk bakıcılığı’ yapmak. Hele de sosyal hayatından çalan bir iş yapıyorsan, o zaman ikiye katlanırdı isyanın. Bu durumu değiştirmeye gücün yetmiyorsa; o zaman isyanını kaça katlayacağın belli olmazdı. Ablam da bu durumda sanmıştım. Cuma günü saat 21:00’da aradı. Maya (ablamın baktığı dünyalar tatlısı bir kız, çok zeki )) doğum günümü kutlamıştı ablamın telefonundan. İnandırmıştı beni ablamın hafta sonu da çalışacağına. Sessizce çekilmiştim film izlediğim sandalyeye, Cansu’nun yanına. Cansu ise Cuma sabah gelmişti. Gelme gerekçesi olan ‘gerçek’ yalan; İlk Günden El Ele projesinde gönüllü olmaktı. İzmir’e gideli bir hafta geçmişti ve gelmesi için mantıklı bir gerekçeydi. Tam filme dalmıştım ki Yavuz SS sağ omzuma vurdu. Acımıştı. Ama sağlıkçı ya, acı çekmem onun için merak giderme aracı. Normal yani. O da Perşembe sabahı gelmişti. Malum İlk Günden El Ele projesinin yaratıcısıydı. Projenin koordinasyonunu da üstlenmişti. Tatil yüzü görmemişti. Bu gidişle de göremeyecekti. Onun da ‘gerçek’ yalanları vardı telefonumun bir sonraki gün kapalı olduğunu sorgulamak için.

Üç saat önce konuşmuştuk sonraki gün için neler yapacağımızı. Öğrenci harçlığıyla Cansu sabah kahvaltısını ısmarlamayı istedi. Kaşındı demek daha doğru olurdu. Çok güzel ‘gerçek’ yalandı doğrusu. Yavuz SS de bize eşlik edecekti. Ayrıca MuratCan’ı da davet etmiştim Ankara’ya. Bulgaristan ziyaretinde siparişini verdiğim Jacky Amcayı getirecekti. Muhabbet eder, kaybolan zamanda edemediğimiz sohbetleri ederiz diye düşünüyordum. Tek sorun telefonum onun geleceği günde kapalı olacaktı. Cansu ve Yavuz SS’nin numarasını da gönderdim. Yavuz SS ve Cansu kahvaltının saati konusunda anlaşmazlık yaşadılar. 12 mi olsun yoksa 11 buçuk mu? Karar 11 buçukta hazır olup, yola koyulma yönündeydi. Yavuz SS ısrarla soruyordu: Neden telefonunu kapatıyorsun yarın? Özel bir gün mü?

- Yok olm ne alakası var. Senede bir gün teknolojiden uzaklaşmak istiyorum. Gerekçem bu.
+ Peki…

Sabah 11:30. Yola koyulduk. Git git bitmiyor. Playstation salonu görüyoruz. Oynasak mı acaba? Ama karnımız çok aç, neyse o zaman önce kahvaltı yapalım. Yürü yürü bitmiyor gideceğimiz yer. Brothers’ın karşısındayız. Cansu içeri dalıyor: Hah işte burası. Ben tepki veriyorum: ‘ Waffle’cıda mı yiyeceğiz kahvaltı…’

Sözüm bitmeden Aleyna’yı ortada gezerken görüyorum, düşünüyorum: Tesadüfe bak Aleyna’da buradaymış. Ahmet abi’de gelmiş. Gidip selam vereyim. Derken ablam…ve diğerleri…

O an jetonlar kafamın içinde seremoni oluştururcasına düşmeye başlıyor.

Ablam hafta sonu çalışmayacakmış demekki.

Aaa Mansız sen de mi?

Vayyy Cansu hanım, demek sen de bu oyunun içindeydin…

Yavuz SS, ev arkadaşım sen bari bi’ şeyler fısıldasaydın.

Aha Murat KÖKSAL’ın eşi de gelmiş. Tabi ya bir haber verilmesi yeterli olurdu zaten.

Yuhhh Hüseyin abi’ye nasıl ulaştınız.

Jetonlar, jetonlar…

Harika bir ortam: Kahvaltı tabağı, pasta, hediyeler, muhabbet, gülüşmeler, içtenlik, yakınlık, birliktelik, gerçeklik ( yalansız)…

Karnı doymaya başlayan ablam hediyelerin açılmasından sonra başlıyor iki haftalık organizasyonunu anlatmaya:

Önce içeriden işleri halledecek birini bulmam gerekiyordu (Cansu). Mekan ayarlanmalı ve yakın arkadaşlarınla iletişimi olmalıydı.

Sonra domino taşı etkisi başladı. Cansu Mansız’a, Meryem KÖKSAL’a, Ahmet abi’ye dokunur. Mansız Mehtap’a, Hüseyin abi’ye dokunur. Ablam abime dokunur, abim Bahadır Hoca’ya… derken herkes olaydan haberdar olur. Bazılarının işi çıkar, gelemez. Bazılarının ise ehliyet sınavı vardır. Eminim ki böyle bir durumda çoğu kişi gelecektir. Çünkü dokunulan insanlar sıradan insanlar değildir. Özeldir. Özel olduklarını da bilirler.

Kimse tek kelime etmedi bana. En ufak bir ip ucu dahi verilmedi. Ben ki bütün doğum günü sürprizlerini tahmin eden insan: bu kez büyük çuvallamıştım. Ablam yaptığı sürpriz organizasyonunda çığır açmış, koordineli çalışacağı insanları iyi seçerek bir ilke imza atmıştır (abimin çocukluğumda bütün yurdu dahil ettiği organizasyondan sonra ki o zamanlar çocuktum, kandırılmam kolaydı :))
Bu kadar harika organizasyonu kutlamaktan ve emeği geçen herkesi tebrik etmekten başka bir şey yapamıyorum. Ben bile bu kadar iyisini yapamazdım :)

SON SÖZ

Doğum günü konusu, önceki blog yazımda da belirttiğim gibi, asla özel bir gün olarak yer bulmamıştır bende. İnsanların bu günde özel ilgi göstermelerini gerektirecek hiçbir gerekçe yoktur. Doğmuş olmak yeterli değildir. Ne zaman, hangi gün doğduğunun önemi yoktur. Önemli olan her günü özel kılacak şekilde yaşamaktır.

Doğum günümde telefonumu kapatıyorum. Facebook’umdan bildirimleri kontrol etmiyorum. Maillerime bakmıyorum. İnsanların o gün çoğunlukla doğum günümü kutlayacaklarını tahmin edebiliyorum. İçinden gelmese de bunu bir görev olarak göreceklerini biliyorum. Gerçekten içinden gelen insanları da... O gün kimin yanındaysam onunla o günü, kesintiler olmadan, geçirmek gibi bir sistem izlemeye karar verdim. Bir nevi ritüel haline geldi bu durum bende. Seneye yine doğum günümde telefonum kapalı olacak, facebook ve/veya mail’i kontrol etmeyeceğim. Lütfen bu günü telefonunuzun hatırlatmasına not etmeyiniz. Anımsatıcılarınızda bu güne ait bir not düşmeyiniz. Sizin zaten yanımda ve bana değer verdiğinizi biliyorum. Küçücük olayları büyütmeyiniz. Gerek yok.

Siz en iyisi müsait bir zamanınızda gelin, bir kahve içelim. Oturup muhabbet edelim. Gerisi sorun değil.

Saygılar ve sonsuz teşekkürler…

1 yorum: