üdopara

26 Aralık 2014 Cuma

Gezmece-Tozmaca "YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN BUDAPEŞTE-VİYANA-PRAG ÜÇLEMESİ"


13 - 20 Aralık arasında kendimce bir yolculuğa çıktım.

İzlediğim istikamet: Ankara-Düzce-İstanbul-Budapeşte-Viyana-Prag-Budapeşte-Ankara...

7 gün için yeterince dolu doluydu. Ayrıca bir çok karışık duyguyu yaşamamı sağladı. Önce monotonluktan kurtulma ve hareket için enerji... Beklentiler, hayal kırıklıkları, kaybolmuşluk, yeniliğin verdiği enerji, mutluluk, kendine yolculuk, farklı insanlarla karşılaşmanın verdiği garip duygular. 

Şimdi duygularımın sakinliğinde, gezim sırasında aldığım notları paylaşacağım. Tamamını okuduğunuzda bir maceraya ortak olacağınız gibi, bu ülkelere ve şehirlere gittiğinizde size yol gösterecek, küçük katkı sağlayacak bilgileri de bulabileceksiniz. 

Her şeyden önce, eğer bir yolculuğa başlayacaksanız buradaki notlara bağlı kalmayın. Yolculuğunuzda şu üç şeyi unutmayın:
1. Tek gidin ( çünkü ancak yolculuk sizin yolculuğunuz olur. İşte o zaman gerçekten ne istediğinizi sorgular ve istediğiniz şeyleri yaparsınız. Kendinize de yolculuk yaparsınız) 
2. Gittiğiniz yerin cadde, sokak ve tarihi yerlerin görüldüğü basit bir haritasını edinin. 
3. Yerel halktan birilerini bulun (genelde otel resepsiyonları kurbanınız olabilir) ve buraya gelen insanlar ne yapar, ne yer, ne içer diye sorup, harita üzerinde işaretleyin. Sonra yolculuğunuza çıkın. Genel hatlarını belirleyin ama plandan sapmaktan korkmayın. 

Başlamadan önce #interrailtürkiye ailesine teşekkür ediyorum. Onların sayesinde Avrupa'da rahat yolculuk yaptım. Onların verdiği bilgiler: burada. Lan olm Türkiye'yi o kadar tanımıyorum resmen.

Hadi başlayalım.




Yolculuğum 13 aralık cumartesi basladı. Halime'yi (ki kendisi değerli bir insandır) yeni taşındığı Düzce'de ziyarete gittim. Uzun zamandır görmediğim bir arkadaşımı göreceğim için mutluydum. Ulaşımım rahat oldu, sevecen bir yüzle karşılandım. Ama ilginç şeyler oldu. Planda olmayan, bazen güzel bazen ilginç şeyler. 

Deniz ile farklı bir dinamik yakayan Halime'yi kendi dünyalarında bıraktım ve İstanbul'a geldim. Fatih (ki adamın hasıdır kendisi) ile  buluştum. Tüm gün birlikte zaman geçirdik. Çariçe ve Şule ile buluşup küçük bir #odahacocuk toplantısı yaptıktan sonra ablamlarda tatlıyı da yedik.

İstanbul yeterince bunaltmaya başlamadan yolculuk zamanım gelmişti: İstanbul-Budapeşte.

Sabahın köründe kalkıp uçağıma yetişmek isterken yoğun sis nedeniyle uçağım rötar yaptı. 3.5 saat bekledim hava alanında... İlk dakika golü bu olsa gerek.  

Uçağın kalkışını beklerken kendimi şöyle bir yokladım. Heyecanlı değildim. Yurt dışı benim için artık Türkiye içinde iller arası seyahat gibiydi. Ama ne olacağının bilinmemesi, işte o bilinmezlik çok derinlerde bir şeyleri dürtüklemeye başladı.

10.10'daki uçağım saat 14.00'de yeni kalktı. Teşekkürler Pegasus...

Budapeste/Macaristan



Hava alanı - Merkez arası ulaşım: 200E tabelalı otobüsler bekliyor. 450 forinte bilet alarak ( euro kabul etmiyorlar, ama hava alanında euro - forint oranları çok düşük. Yetecek kadar para dönüştürün derim) önce metro istasyonuna, metro istasyonunda ( Kobanya Kispet) M3 mavi hat ile Deak Ferenc Ter'de iniyorsunuz. Tam olarak merkezde olduğunuzu söylemeliyim. 

Budapeşte'de kaldığım yer: Activity Hostel idi. Metrodan indikten sonra dönme dolap tarafına doğru gittiğinizde 6-7 dk sonra hosteli bulabilirsiniz. Yeri merkezi, kapı giriş kodu 19(anahtar simgesi)4127, ikinci katta yer alıyor :)  Duşunda jakuzi tarzı küveti olan, mutfağında ücretsiz bitki çayları ve kahve bulabileceğin, her türlü şehir haritasına ve bazı mekanlarda kullanılabilen kampanyalara sahipti.

İlk şoku metrodan indiğimde yaşadım. 'Eee şimdi ne olacak, daha önce hiç gelmediğin bir yerdesin ve adresi bilmiyorsun.' Biraz kendimle sohbet ettikten sonra birilerini sorarak hosteli hemen buldum. Hostelden bir harita ve Budapeşte ile ilgili bilgileri aldıktan sonra akşam için hazırdım.  


Akşam biraz uyuyup dinlendikten sonra Chain Bridge'e kadar yürüdüm. Orada Tuna Nehrinin harika görüntüsünün tadını çıkarttım ve Budavari Palota (Buda Kalesi) gibi ihtişamlı kalenin fotolarını çektim. Oradan Margaret Bridge'e kadar yürüdüm. Yolun karşı tarafındaki Parlemento Binasınn fotolarını cektim. Hava cok soğuktu ve sokakta çok fazla insan yoktu . Sabahtan beri doğru düzgün bir şey yemediğim için Antalya dönercisi buldum ve daldım içeri. Yerel yemekleri tatmak istesem de karnımı doyurma hissi daha ağır basmıştı.

Gittiğim ilk gün çok soğuktu. Yürüyerek otele dönüp biraz ısındım ve sonra Szimpla kert'e gittim. Bu mekan sanki terk edilmiş bir binanın evsizler tarafından istila edilip kendine yaşam alanı oluşturduğu bir yer gibi geldi bana. Yalnız olmanın tadı bir başka olsa da arkadaşlarla buraya gelmenin güzel olacağını düşündüm.

Yolculuk yapmış olmanın ve sabah Viyana'ya hareket edecek olmamdan dolayı gece erken döndüm hostele ve sabah 07.15 de uyandım.

Hazırlanıp Deak  Ferenc Ter'den M2 metroya bindim ve Keleti Palyaudvar'a gectim. Burada uluslararası tren istasyonu devasa bir sekilde duruyor. 30€ verip Viyana'ya bilet aldım.

Sonraki durak: Viyana...

Viyana/Avusturya



Planlarımda Viyana'ya 1 gün ayırmıştım. Aksam treniyle Prag'a dönecektim. Fakat umduğum gibi olmadı. Trenden Wien West istasyonunda indim. Yani Westbahnhof'da. Viyana-Prag arasına trenle  61 €  fiyat söylediler. Küfür ettim içimden. İkinci golü burada yedim. Karar vermem gerekiyordu. Ben de bir gece konaklayıp sonra gitmenin daha mantıklı olacağını düşündüm. Bu sayede Wombat Hostel The Lounge'ı de denemiş olacaktım.


Hosteli internetten araştırdım ve boş yer vardı. Saat öğleden sonrasını vuruyordu. Hostel resepsiyonu ile yaptığım muhabbet ve çevreyi gözlemlediğim kadarıyla ucuz ama kaliteli bir hosteldi. Giriş yaptırdım ve bavulu bırakıp kendimi Viyana sokaklarına attım.

Saat ikiydi ve hava kararmadan şehri gezip görmem gerekiyordu (yani bu 2 saatim olduğu anlamına geliyordu). Westbahnhof'dan 7.6 €'ya 24 saatlik ücretsiz biniş kartı aldım. (Trick: o kadar para verip bilet felan almayın. Bir gün boyunca ne kadar metroya, otobüse bindim hatırlamıyorum ama bizde olduğu gibi bir kontrol mekanizması yok. Öyle giriyorsunuz ve ineceğiniz yere kadar bir kontrol olmazsa bedavaya kullanmış oluyorsunuz bu araçları)

Westbahnhof'dan Wolkstheater'a gittim. Dışarı çıktığımda beni tarihi yapılar kucakladı. Parlemento binasının oradan çıktığımı anlamam biraz zaman aldı. Parlemento binasını, yanındaki devasa Rathausplatz, yanındaki Votivkirche'yi hızlıca arşınladıktan sonra metroya Schottentor'dan binip U2 ile Schottenring'e, oradan U4'e aktarma yapıp Schwendenplatz'a ve oradan da U1 ile Stephansplatz'a gittim. Dışarı çıkınca kendimi 1800'lü yıllarda çekilen filmlerin içinde bulduğumu sandım. Çünkü karşımda St. Stephens Cathedral vardı. 343 adımla tepeye cıkıp viyanayı izlemek istedim ama  15.00'de kapatıyorlarmış. Sanırım güneş o saatte batıyor. Neyse şöyle bir etrafı gezdim ve Cristmas öncesi insanların eğlenmelerini izledim.


Sonraki durağım Hundertwasserhaus dedikleri yerdi. Evi farklı bir tarzda mimari eden kişi Viyana'nın simgelerinden birisi haline gelmiş. Buraya gitmek için U3 metro hattı ile Landstraße'ye gittim ve yürüyerek bu eve ulaştım. Buranın bir de müzesi varmış. Oraya da uğramadan olur mu hiç.

Artık hava iyice kararıyordu. Hundertwasserhaus'un orada hediyeliklerin satıldığı bi yer var. Soldan ikinci dükkanın sahibi Türk'müş, magnet alacaktım ve indirim yapar mısın dediğimde benim Türk olduğumu anladı. İndirim yaptı ve bir de magnet hediye etti. Viyana hakkında sohbet ettik. Bana ' burası resmen hapishane. İnsanları çok sıkıcı, tarihi yapılar bizim yapılarımızla ölçülemez' vb. şeyler söyledi. Üzüldüm ona, çünkü insanın hapiste hissetmesini sağlayan tek şey düşünce sistemidir.




Yolculuğuma devam ettim. Yürüyerek nehrin kıyısı boyu Schwedenplatz'a gittim buradan metro U4 hattı ile U6'nın bağlandığı noktaya gittim. Spettelau. Hediyelikçideki eleman bir türk lokantasından bahsetmişti. Yine karnımı doyurma isteği ağor basmış ve oraya doğru yol alırken Asyalı birisinin noodle yaptığını görüp ondan aldım. Gayet lezzetliydi hem de doyurucu..



Karnımı doyurduktan sonra hostele gidip duş aldım ve 10 kişilik odada yalnız olmanın tadını çıkarttım. Biraz uyduktan sonra akşam için hazırlandım.


20.30 gibi yine yollara düştüm. Bu kez Parlemento binasının oraları gece gözüyle gezmeyi planladım. Metro ile Wolkstheater da indim ve Katedral tarafına doğru yürüyerek geçtim. Art Museum'un önünden gecip Ethnology Museum'un devasa heykellerini ve geniş alanını geçtim. Sağa doğru yürüdüğümde ise St. Stephans Katedraline ulaştım tesadüfen. Daha modern olan bu taraflarda tarih ile modern AVMler iç içeydi.



Biraz manzarayı seyrettikten sonra krugerstaße'deki 1516 The Brewing Company'ye uğradım. O kadar fazla güzel yorum vardı ki, ziyaret etmesem olmazdı. Ortam nezihti ve oturacak yer yoktu ki bu gün günlerden daha çarşambaydı. Cuma ve Cumartesi gecelerini düşünemiyorum. Oturduğum bardan etrafı biraz seyrettikten, amerikan futbolu ile normal futbolu yan yana TV'lerde izledikten sonra artık yorulduğumu hissettim ve yola koyuldum.

Karlsplatz'a doğru giderken köşede döner ve noodle satan bir yer olduğunu fark ettim. Satan kişiler Türk'tü ve Asyalılardan noodle işini de kaptıkları besbelliydi. Dayanamadım ve oradan da noodle aldım. Karnım tıka basa dolu otele doğru yollandım.

Viyana'da kalınan Hostel: Wombat hostel o fiyata gayet iyi hizmet veriyordu. Odada 10 kişilik yatak vardı ama 3 kişi kaldık. Bu açıdan şanslıydım. Hostelde bedava Wi-Fi vardı. Odadan ve her yerden çekiyordu. Dinlenme yerleri çok nezihti. En alt katta bar vardı. İçkileri nasıl bilmiyorum ama çeşitli kampanyalar düzenliyorlardı. Arkadaşlarla gitmek güzel olur. Sabah kahvaltısı ise dışarıya göre çok ucuzdu. 4 € ile sınırsız kahvaltı yapabiliyorsun. (Trick: Wombat Hostel'de kalacak kişiler bu kahvaltıyı kesinlikle tercih etsinler. Hatta iki kişi gidip bir kişi sınırsız kahvaltı alsın, diğeri ondan otlansın. Kontrol yok, sadece fişi veriyorsun sana tabak veriyorlar. Gerisi sana kalmış. Ben deli gibi yemek yedim bir de üstüne kendime ekmek arası bir şeyler hazırlayıp paket yaptım ve meyveleri çantaya attım. :)) 


Sabah kalktığımda önce Schönbrunn Sarayını görmeye gittim. Oradan hostele gelip kahvaltımı uzun uzun yaptım. Sonra da St Stephens Catedrali'nin 343 basamak tepesine çıktım. (Trick St. Stephans Kadetralinin tepesime çıkmak için bilet alınan yerde kontrol zayıf. Birileri bilet alırken yukarı çıkmaya çalışın. Yakalanırsanız 'aaa bilet mi almak gerekiyor felan dersiniz.) Burada cam açık olmazsa şehri camlar arkasından izlemeniz gerekebilir ama bu sorun değil, buna değecektir. Hızlı bir şekilde Karls Kilisesine uğradım ve bavulumu alıp Eurolines ile Prag a doğru yola çıktım.


Kullandığım Otobüs Firması: Eurolines otobusu U3 hattı üzeindeki Rrdberg'de. Metrodan indiğinde alta gidip orada yazıhanesinden bilet alıyorsun. Trenler çok pahalı olduğu için otobüs daha mantıklı burada. Araçta bedava Wi-Fi var. Ayrıca uzun yolculuklar için tuvalet olanağı da mevcut. Yoksa çok fena olacaktı benim için.  Orangeways'i kullandıktan sonra bu firmanın ne kadar kaliteli olduğunu da göreceksiniz. Ama en iyisi Student Agency. Bu konuya sonra gelelim :)

Otobüs ile Prag'a doğru yola çıktım. Macera ve heyecan devam ediyor...

Prag/Çek Cumhuriyeti 



Neredeyse üçüncü golü yeyip maçı mağlup kapatacaktım. Prag'dan Budapeste'ye otobüs bileti bulmam gerekiyordu. Cristmas zamanı olması ve son dakika rezervasyon yaptırmaya kalkmamdan dolayı bütün firmalar doluydu. Sadece Orangeways'de yer bulabildim. Bileti almak için Eurolines'in araçta bedava kullanılan Wi-Fi'sini kullanıyordum ve kredi kartımla işlem yapmak için telefonuma mesaj gelmesi gerektiğini, fakat numaramı yeni Türkcell'e taşıdığım için bloke olduğunu gördüm. Neyse ki Mansız'a Viberden ulaştım da o şekilde çözebildim. Eğer Budapeşteye gidemeseydim hostel rezervasyonum yanacak ve uçak biletim tehlikeye girecekti. Hofff ucuz atlattık..

Hem bu olay hem de çişimin gelmesi beni iyice strese sokmuştu. Otobüste tuvalet olduğunu keşfetmem ile geri kalan yolculuğumdan keyif aldım.

Tek kelime ile anlatılamayacak kadar güzeldi. Ne mi oldu;

Florenc'deki otobüs durağına ulaştığımızda hava karanlıktı. Otobüs durağındaki komisyon almayan  bir change ofiste paramı bozdurdum ve metroya indim. Sarı, yeşil ve kırmızı olmak üzere üç tane metro hatları var. Viyana'daki yaptığım hatayı yine yapmadım. (Trick Bu kez bilet almadım.) Metroya girdiğimde birileri konser veriyordu. Biraz dinledikten sonra hostel sorununu çözmem gerekiyordu. Çünkü gelmeden önce rezervasyon yaptırmamıştım. Chili hostel hakkında duyduğum olumsuz eleştirilerden sonra Equility Point hostel de kalmaya karar verdim.

Kaldığım Hostel: Equility Point hostel Sarı metro hattı ile Narodni Trida da indim. Hostel Ostrovni sokakta yani yürüyerek 3 dk felan sürüyordu. Gittiğimde yer vardı. Sekiz kişilik odaların olduğu en üst katta kaldım. Odalar o fiyata harikaydı. Çünkü kahvaltı dahil sadece 5 € gibi bir para verdim.

Valizimi bırakıp biraz dinlendikten sonra şehri keşfe çıktım. Narodni trida önünden körüklüye binip Ujezd de indim. Amacım Prag kalesini ziyaret etmekti. Yolda Czech Museum of Music'i gördüm ve içeride konser hazırlıkları vardı. İçeriye daldım. Giriş ücretsizdi ve üniversite öğrencileri caz tarzı müzik yapma hazırlığı içindeydi. Biraz kalmaya karar verdim. Yaklaşık 40 dk.mı orada harcadım. Bilmediğin bir ülkede bilmediğin dilde söylenilen müziğin tadı anlatılamaz.


Yürüyüşüme devam ederken burada da noodle satan bir yer buldum :) vardı. Daldım içeri. Kızarmış tavuklu noodle sipariş verdim. Yan masaya çinli bir kız oturdu. Noodle ı çubukla yemeğe başladı ve ilgimi çekti. Onu izlediğimi görünce istersen öğretebilirim dedi. İste o zamandan sonra bütün gece onunla keşfettik şehri.

Londra'da okuyan Sha Lou 4 gündür buradaydı ve Prag kalesinin dibinde konaklıyordu.

Önce Prag kalesine, oradan Charles Köprüsüne gittik. En dar sokaktan geçtik.


Bilet almadan ulaşım araçlarına bindiğimi söylediğimde çok imrendi. Bir Türk olarak onları da kendimize benzetme sanatını devam ettirdim. Daha önce hiç bedava körüklüye binmediği için, bindik ve gideceğimiz yere o şekilde ulaştık. Sonra erkek arkadaşı geç saatlere kadar dışarıda kaldığı için onu azarladı ve o hostele gitti. Ben de gezime Astronomik Saat, Old Town Square taraflarında devam ettim. İyice yorulduğumu hissettim. Yine de hostele yürüyerek döndüm. Yoksa marihuana satan  zencileri ve  Powder Tower  görmeden ayrılırdım Prag'dan.

Ziyaret edecekler için; gece yolculuğunda Charles Bridge tarafı harikaydı. Oradan kaleyi gözlemleyebilir, Old Town tarafına geçebilirsiniz.

Benim çok fazla zamanım olmadığı için gece hayatına akamadım ama çok güzel olduğu söyleniyor. Ice bar girişleri felan vardı 8 €'ya. Bir ara denenebilir ama zaten hava buz gibi olduğu için çok çekici gelmediğini söyleyebilirim.

Kaldığım hostelde gece çok boktandı. Aptalın biri çatıdaki pencereleri açıp duruyordu. Ben de pencerenin hemen altında olduğum için soğuktan en çok etkilenenlerden biriydim. Neyse ki hasta olmadım. Gerisi önemli değil.


Sabah çok erken kalktım. Bedava kahvaltının tadını çıkartıp check out yaptım. Bavulumu bıraktım ve basladım seyahatime. Öncelikle Çariçe için MFK Centrum'a gittim. Merkezi bulmak çok zordu çünkü bizde olduğu gibi öyle büyük tabela fena yoktu. Bulduğumda cok iyi karşılandım. Beni görünce çok heyecanlandılar. Eğer Çariçe giderse çok güzel zamanlar geçirebilir orada ve Prag'da...


Sonraki durak Petrin Lookout Tower'dı. Oraya çıkamak çok yorucu olsa da çıktığıma değdiğini düşünüyorum. Burası bildiğiniz çakma Eyfel kulesi. Asansör ile tepeye çıkmak için 180 karun czeck vermeniz gerekiyor. Eğer yorgun değilseniz ve hava soğuk değilse yürüyerek çıkmanızı tavsiye ederim. Hem 40 karun ucuza girmiş olursunuz. Olmadı inerken basamakları kullanın.

Şehri şöyle bir gözledikten sonra Prag Kalesine tekrar gittim ve trdelnik yedim. Budapeşte'de de yemiştim ve oradaki çok daha iyiydi.


Sha lou ile buluşmayı kararlaştırmıştk. Old town da buluşma yeri belirledikten sonra yolda onunla karşılaştık. Cok mutlu oldu beni görünce. Onunla beraber Charles Köprüsünü tekrar geçip Astronomik saatin şovunu izledik. Cristmas zamanı olduğu için millet orada panayır havası yaşatıyordu. Bir çok farklı yemekten tattıktan sonra Sha'nın eski model fotoğraf makinası ile fotoğraf çektik (ve çok zekice bir hareket yapıp filmi düzgün yerleştirmemiş. Dolayısıyla bu fotolara hiç ulaşamayacağım).



Artık zaman yavaş yavaş ayrılma zamanı geliyordu. Hostele gittip bavulumu aldıktan sonra  koyuldu.

Kullandığım otobüs: Zar zor yer bulduğum Prag'dan eğer otobüs kullanacaksanız kesinlikle Orangeways'i tercih etmeyin. Otobüs eski model. Ne Wi-Fi var ne tuvalet. Koltuklar çok rahatsız. Dolmuş gibi çalışıyor. Bir kaç yerde 5 dk. demelerine rağmen yarım saat felan bekledik. Siz en iyisi  Student agency veya Eurolines kullanın. 

Bir günün kesinlikle yetmediği, gezilecek daha bir çok yerin olduğu bu şehri  anılarla bırakıp Budapeşte'ye doğru yol alıyorum. 

Tricks, ulaşıma kesinlikle para vermeyin.
Hediyelik eşyalar için magnete 30 karundan fazla vermeyin.
Equilty hosteli tercih edip kahvaltısını. Tadını çıkartın.
En az 2 gün ayırın

Ah Prag - Budapeşte yolları ah, kafamı s*ktin resmen. Takur tukur takır tukur...

Budapeşte /Macaristan



Otobüsten ile Nepliget'de büyük bir stadın orada indik. Metro ile Deak Ferenc Ter'de indim. Artık tecrübeliydim hosteli bulma konusunda ve kısa süre sonra hosteldeydim.

Gece uzun bir küvet keyfinden sonra sabah erkenden uyandım. Sadece gece gezme şansım olan Budapeşte'de gezilecek yerlerin planını yaptım ve yolculuk için hazırdım.

Yolculuğa Deak Ferenc Ter metrosundan başlayıp Astoria metrosundaki Sinegogu görüp köprüye doğru ilerleyecektim ama Sinegogdan sonra yolumu kaybettim ve ters istikamete doğru gidip ikinci köprü tarafından Citadella'ya doğru yol aldım. Citadella, Budapeşte'yi en tepeden gördüğümüz noktasıydı. Dolayısıyla tepeye çıkana kadar yorulmanız mümkündür. Ben kısa yoldan çıktığım için biraz dinlendim ve Budapeştenin fotolarını çekmeye koyuldum.

Sonraki durak Buda kalesiydi. Yürüyerek 15 dk sonra Buda kalesine ulaşmak mümkündü.


Buda kalesinin içinde gezilecek bir çok alan vardı ve zamanımın çoğunda turist yoğunluğunun az olmasını da fırsat bilerek burada harcadım.

Hediyelik eşyaların Buda Kalesinde daha ucuz olduğunu Vaci Ucta'ya gidince fark ettim.

Buda kalesinden sonra yürüyerek aşağı inip Parlemento binasını karşıdan seyrettim.

Metro ile Tuna nehrinin altından Parlemento binasının oraya geçip savaş zamanında nehre atılarak öldürülen Yahudiler için yapıldığı düşünülen ayakkabı heykeline uğradım. 


Sonraki durağım alış veriş için övdükleri Vaci Ucta idi. Ama turistlere yönelik bir yer olduğu için hiç de ucuz değildi. Cristmas öncesi olduğu için burada küçük küçük festival alanları kurulmuştu. Orada bizim bazlamaya benzeyen bir şey vardı. Hamurunu sacta yapıp içine çeşitli soslarla bir şeyler koyup üstünü kapatıyorlardı. Ondan tattım ve ucuz alışveriş için market aramaya koyuldum.

Şöyle bir göz attığımda en uygununun Aldi Market olduğunu gördüm. Lidl ve Albert marketleri bulamadım ama Aldi'den yaptığım alışverişten çok memnumdum. Tek sıkıntı onları nasıl muhafaza edeceğimdi. Neyse ki sağ salim Türkiyeye getirebildim. 

Gün boyu sürekli yürümenin yorgunluğunu atmak ve geceye hazırlanmak için hostele döndüm. Biraz dinlendim.

Önce 4-6 Magellona dedikleri pub'a sonra Place bar'a gittim. Mekanlar Türkiye'dekilere göre daha iyi. Müzik dinlemek ve yalnız keyfini çıkartmak için ideal. Meşhur cuma akşamı arkadaşlarla dışarı çıkma kültürü Budapeşte'de de var. Bu mekanlara çok zaman harcamayarak ortamını sevdiğim Szimple kert'e gittim. Biraz enerjim olsaydı Instant'a da gidecektim ama otele gidip macerayı sonlandırmak mantıklı geldi.

Cumartesi (20.12.2014) günü sabah ilk uçakla şehri terkedip bu maceraya bir son verdim :)

Trick. Budapest de seyahat etme sistemi viyana ve prag ile aynı. Fakat kontrol daha fazla. Bunu. İçin yapılacak şey şudur. Bir bilet alıp makinada onaylattıktan sonra eğer yine metro kullanılacaksa aynı bileti makinaya sokar gibi yapıp çekip görevlilere bilet gösterin. Bu şekilde bir çok kez bindim. Bazen işe yaramıyor ve bilet almanız gerekiyor. Bilet alırsanız da makinadan okutmayın ve diğer bileti gösterin.

SEYAHAT YORUMLARI


Daha önce hiç gitmediğim üç ülkeyi ve üç şehrini ziyaret ettim.

Üç ülkede de kullanılan dil farklıydı. Budapeşte'de Macarca, Viyana'da Almanca ve Prag'da Çekçe idi. Benim için hepsi bilinmez ve telaffuzu zordu. Ama buna rağmen zorluk yaşamdan iletişim kurdum.

Gitmeden önce aldığım notların ve okuduğum yorumların faydasını gördüm. Gitmeden önce rezervasyon yaptırmasam da otellerde yer buldum ve kaldığım Activity, Wombat ve Equilty Point Hosteller çok güzeldi. Fiyatları ucuz, kalınan yerler temizdi. Wombatta yaptığım kahvaltı ve Equilty'nin kahvaltıyı bedava vermesi ayrıca güzeldi.

Gezdiğim yerlerde tarihi doku çok güzeldi. Zamanın kısıtlı olmasından dolayı müze gezmeyi tercih etmesem de bu yapıları dışarıdan seyretmek güzeldi. Artık böyle yapıların yapılamaması ve bambaşka bir döneme geçilmiş olması çok kötü.

Gittiğim şehirlerde insanlar saygılıydı. Viyana hariç. Oradaki insanlar biraz tuhaftı. Ankara'daki insan yapısına çok benziyordu. Almanya'nın etkisini bariz bir şekilde görebiliyorsun. Daha profesyonel ya da öyle görünmeye çalışan ve otoriter yapıda konuşan insanlar çokçaydı.

Şehirler ve ulaşım araçları çok sessizdi. Yani öyle bağırış, çağırış yok. Ciddiyim, Türkiyeye adım atar atmaz huzurlu yapım bozuldu ve Havataşta bavulumun üstüne 3 ağır bavul daha koyan görevliyle bağrıştığımı fark ettim.

Ulaşım araçları çok gelişmiş. Göt kadar Viyana'da 5 tane metro hattı, körüklü ve otobüs hatları mevcut. Mesai saatleri içinde ulaşım araçlarını 3 dk dan fazla beklediğimi hatırlamıyorum.

En sevdiğim yer Prag'dı. Her ne kadar gece Old Town çevresinde zenciler marihuana satmaya çalışsalar da,  insanları çok yardımsever, tarihi yapılar ile modern yapıların entegresi gayet başarılı ve ulaşım sistemi iyiydi. Gece hayatı hareketli, şehri izleyecek yüksek mekanlar mevcuttu. Kendine kaçış için bir çok şeyi burada buldum.

En ilginç şey gittiğim yerlerle alakasız olsa da:  Noodle'dı. Ayrıca, bir çinli tarafından noodle'ı çubukla nasıl yiyeceğimi öğrenmem güzel bir duyguydu.

Çok fazla arkadaş edinmedim ama zaman zaman güzel muhabbetler gerçekleştirdiğim insanlar oldu.
Yurt dışında yaşama fikrim gelişti. Eğer yurt dışında yaşayacaksam mutlaka mühendislik yapmam gerekiyor. İnsanların senin statüne verdiği önem nedeniyle Avrupa'da evsiz olmak tercihlerim arasında yer almıyor

Türkiyeye dönüşümde ne mutluyum ne mutsuz. Çünkü 'oooo harikaydı men!' diyebileceğim kadar harika değildi.

Katıldığım uluslararası gençlik değişimleri projelerinden farklı olarak daha fazla keşif vardı. Daha fazla sistemin içindeydim. Sistemin içinde bu kadar yakında olunca eksikliklerini daha net görebiliyorsunuz. Dolayısıyla dönüşümde nötrüm. Hatta gezmelere biraz ara verip proje yazmalıyım düşüncesi cazip gelmeye başladı. Algılarımın bu kadar açık olmasını projelerle değerlendirmeliydim.

Avrupadaki bisikletle ulaşım olayı çok iyiydi. Bisiklet yolları, soğuk havaya rağmen bisiklet kullanımı çok iyidi. Bunu Türkiye'ye entegre edecek çalışmalar yapmak gerekiyor. Bunu biraz düşünelim. Bu arada belediyeden bisikletle Aktaş Toki'ye çıkmak için bir sistem istenebilir . Bu sayede bisiklet ile işe gidebilirim. Kool :)

Son olarak en çok birine aşık olmayı istediğimi düşündüm. Keşke birisi olsa ve ben onunla geçireceğim her zamanı iple çeksem... Aşk; elinde boya paletinle boş bir sayfayı hayal ettiğin şekilde boyamak gibidir. Elimde boyalarım ve az karalanmış sayfalarım var.

Bunlar da Ölümsüz Anlar

'Nasıl çabaladığının ya da mücadele ettiğinin bir önemi yok,
Bu dünyadan sağ çıkamayacaksın..." Williams

Hava ne kadar soğuk olsa da, yolculukta yoldaş gerekli
Hüzün güzelliğin arkasında gizli veya gülüşlerin...

Bolu- Abant'ta soğuk bir kış günü

İstanbul'da araçların sisli sabahta uyuyuşu...

Yolculuk zamanı

Budapeşte-Macaristan

Viyana-Avusturya

Hundertwasserhaus Viyana - Avusturya

Viyana - Avusturya

Prag - Çek Cumhuriyeti



Equity Point Hostel Prag - Çek Cumhuriyeti

Equity Point Hostel 

Prag - Çek Cumhuriyeti

Prag - Çek Cumhuriyeti

Budapeşte - Macaristan

Cittadella Budapeşte - Macaristan

Budapeşte - Macaristan


Budapeşte - Macaristan

Budapeşte - Macaristan

Budapeşte - Macaristan

Viyana - Avusturya

St. Stephans Katedrali Viyana - Avusturya

Viyana - Avusturya

St. Stephans Katedrali Tepesinden Viyana - Avusturya 

Evi hediye ediyorlarmış :) Viyanna - Avusturya



Çakma Eyfel Kulesi Prag - Çek Cumhuriyeti

Prag - Çek Cumhuriyeti

Prag - Çek Cumhuriyeti

Prag - Çek Cumhuriyeti

Prag - Çek Cumhuriyeti

Prag - Çek Cumhuriyeti 

Prag Kalesi - Çek Cumhuriyeti

Prag - Çek Cumhuriyeti

Charles Köprüsünün tadını çıkartan Çekler

Patetes püresini soslayıp kızartan Çekler

Macaristanda günlük yaşam. 

Budapeşte - Macaristan

Buda Kalesi önündeki anlamlı heykel - Kim kime zarar veriyor... Macaristan

Tuna nehri ve aşk... Macaristan

3 yorum:

  1. "Budapeştede alternatifleri ararken sitedeki resimlere bakıp birazda gaza geldik :) Budapeştede bir turkçe rehber bulduk ( www.budapeste.net ) ve alternatif bir tur istedik. Tam anlamiyla harikaydi. Tüm resimdeki yerleri ve Budapeştenin alternatif sıra dışı mekanlarını iki gün boyunce gezdik. En çok hoşumuza gidende ikinci el dükkanları ve bit pazarıydı. Harika yağlı boya tablo buldum 80 euroya.....
    "

    YanıtlaSil
  2. ümit selam,
    sen vizeyi hangi ülkeden almıştın?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu seyahatim öncesinde ispanya'dan aldığım vize vardı. O vizeyle gitmiştim. Ekstra vize ile uğraşmadım.

      Sil