üdopara

17 Mart 2016 Perşembe

KEDİLER, TRENLER VE İNSANLAR: ÇÜNKÜ DÖNÜŞÜYORUZ!

Neil deGrasse Tyson'ın Cosmos'da belirttiği üzere: Bizler 4.54 milyar yıllık dünyanın varoluşunda 10.000 yıllık insan hükümdarlığında süre gelen bir yapıda/sistemde, küçük birer yıldız tozlarıyız.

10bin yıl önce sivilizasyon (civilization) adı altında attığımız adımlar sonucunda, bugün, modern dünyamızı birçok medeniyet ve insan ırkı üzerine inşa etmiş bulunuyoruz. iyi halt etmişiz! 


Doğada 'özgür' olan, vahşi ve savaşçı yapımız sivilizasyon çerçevesinde pasifize edilmiş ve sindirilmiştir.


Artık dayanışan bir uygarlığız.

Artık minimum emek sarf ederek maksimum zararı verebilecek güce sahibiz.

Artık savaşçı yapımızı bir kenara bırakmış durumdayız. Tıpkı kediler gibi...

Hiç etrafınızda dolanan sevimli, korkak, minnacık kedilere dikkat ettiniz mi? Hiç ummadığımız yerlerde karşımıza çıkan, acıyarak beslediğimiz, evinize alıp yalnızlığınıza yoldaş ettiğimiz kedilere...

Oysaki kedilerin Pliyosen Çağında ortaya çıktığını (5,3-3,6 milyon yıl önce) ve günümüze kadar geçirdiği evrimi bilmiyor olabilirsiniz. Bu süreçte, yaşamda kalma distopyası olan dünyada, günümüze kadar ulaşmak için ne gerekiyorsa onu yapmıştır. Kedigillerden olan çita, vaşak ve aslanlar gibi ev kedileri de vahşiydi, yırtıcıydı ve saldırgandı.

Ne oldu da kediler pasifize oldu? 

Kedilerin izlediği yolu bizler de izledik. İnsanlar olarak, insanlık olarak...

Savaşçı kişiliğimizi, mücadele yeteneğimizi, varoluş amacımızı pasifize ederek 'daha iyi bir dünya' yarattık. Sivilizasyon sürecinde temel ihtiyaçlarımız 'kolay ve daha az zahmetli bir şekilde' ve lüks olarak tabir edeceğimiz, sadece mutlu olmak için yarattığımız ihtiyaçlarımız da karşılandı. 2000'li yıllarda yaşayan bir insan ırkı olarak, 10bin yıldır uğraşan atalarımızın yarattığı dünyanın kaymağını yemenin yanı sıra alt-üst ettikleri doğal güzelliklerin ve doğa dengesinin cefasını da çekmekteyiz.

İnsanlar olarak pasif yaşamak demek: toplumun parçası olmak (dahil olma veya dışlanma), ondan faydalanmak ve onun bizden faydalanmasını sağlamak, zor ve zaman alan işleri 'dayanışma ortamında' kolay ve hızlı bir şekilde halletmek demektir. Bakış açısımızı biraz genişletirsek eğer birkaç insanın zayedilmesinin önemli olarak görülmediğini, çünkü sistemin devam edebilmesinin birkaç insandan daha önemli olduğunun var sayıldığı görürüz. Özetle, kediler gibi bir lokma ekmek için kendimizden vazgeçtiğimiz, pasif yaşama ayak bastığımız, birer vahşiyiz.

Hızla ilerliyoruz.

Tıpkı trenler gibi; kara trenin hayal gücünü besleyen etkisini hızlı trenin bir yere ulaşma kaygısına dönüştürmesi gibi.


Şimdi yavaşlayın. Kalp atışınızı hissedene ve onu düzenleyene kadar yavaşlayın.


Kediler, trenler ve insanlar...

Düşünün, çünkü dönüşüyoruz!




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder