üdopara

6 Haziran 2011 Pazartesi

Sosyal Sorumluluk " KUKLaNLAT Projesi"








Hayal etmek ile hayallerin gerçeğe dönüştürülmesi arasında çok ince bir sınır vardır. Evet gerçekten sanıldığının aksine çok ince bir sınır. Hayal eden, hayalin güzelliğine kapılıp iki yol izleyebilir. Ya hayal etmenin zevkini hayal ederek tekrar tekrar yaşar ya da ayağa kalkıp hayalinde yaşattığı şeyi/şeyleri gerçekten yaşadığında nasıl bir haz alacağını düşünerek girişimde bulunur. İşte hayal etmek ile hayallerini gerçeğe dönüştürmek arasındaki ince sınır budur. Ne yapacağına karar vermek, nerede duracağını bilmek…

İspanya’daki GET IN NET kontakt kurma eğitiminden sonra, uçakta, öğrendiklerimi ve kurduğum hayalleri nasıl gerçeğe dönüştürebileceğimi düşündüm. Aslında istediğim şey Yetiştirme Yurdu’nda bulunan kardeşlerim için bir şeyler yapmak ve yaşayarak öğrenme hareketinden haberdar olmalarını sağlamaktı. Yurtta kaldığım 13 sene boyunca bir konuda çok net fikir sahibi oldum. Yapılan aktiviteler büyük bir amaca hizmet etmek için değil de anı kurtarmak için yapılıyordu. Bir çok etkinlik yapma fırsatları ve imkanları varken bu imkan ve fırsatların nasıl kullanılacağı konusunda fikir sahibi değillerdi (imkanlarından faydalanma şansım olan yurtlar bazında konuşuyorum).
Etkinlik hakkında dökümanları Ulusal Ajans’a sunmaya gittiğimde Handan Abla’ya düşüncemi açtım. Çok sıcak karşıladı. Eylem 1.2 üzerine çalışmak istediğimi söylediğimde ise Alim Bey’e yönlendirdi. Bu ilk yönlendirme aslında yönlendirmeler serisinin başlangıcı olacaktı benim için -hatta biraz abartarak yönlendirmeler serüveni diyebilirim bu duruma :)-.
Alim Bey’e düşüncelerimden bahsettiğimde aynı ilgi ve sıcaklığı göstermesi doğru yolda olduğum düşüncesini güçlendirdi. Beni o zamanlar Bakan Danışmanı olan ve Çocuk Evleri hakkında Eylem 1.2 projesini hayata geçiren Yıldırım Abi’ye yönlendirdi. Yıldırım Abi’yle ilk toplantımda çok heyecanlıydım. Fakat Yıldırım Abi’nin sakinliği ve yeniliklere açıklığı beni cesaretlendirmişti. Bu toplantı sadece bir başlangıçtı. Sonrasında 10 veya daha fazla toplantı yaptık. Ben düşüncelerimi açıklıyor, planlar yapıyor ve Yıldırım Abi ile paylaşıyordum. Yıldırım Abi ise düşüncelerimin olurluğunu ölçüyor, tartıyor ve olmayacak gibi olursa yeni şeyler bulmam için teşvik ediyordu. Bir sohbet sırasında kukla sanatçısından bahsetti. Kukla hakkında pek bilgim olmasa da çocukların ilgilerini çekeceğini ve severek uğraşacaklarını düşündüm. Yaptığım araştırmalar ve kukla sanatçısı ile yaptığım toplantılar sonucu KUKLaNLAT projesini yazdım. Bütçe konusunda Çocuk Evleri Koordinasyon Merkezi’nde çalışan hocalarım destek oldular. Almanya’daki arkadaşım Ilarion da projenin çıkış noktasını beğendi ve proje içeriği hakkında pek bilgisi olmadan  da sadece bana güvendiği için projemize ortak olmayı kabul etti. Kasım 2010 da proje başvurusunu gerçekleştirdik.

Koşuşturmalarım artık bekleme aşamasına geçmişti. Beklemek yorucu ama heyecanlı bir olay. Bekledim, bekledim…

Aralık ayında projenin kabul edildiğini öğrendiğimdeki heyecanımı hangi kelimelerle anlatabileceğimi bilmiyorum. Hayallerin gerçeğe dönüşmesiydi. Beden bulmamış düşünceler için terziye elbise siparişi vermek gibiydi. Uçacağını bildiğin uçuş öncesi heyecan gibiydi. Tatlı bir tebessümle dışa vurup içinde volkanlar patlaması gibiydi. Aptal mimiklerin yüze yerleşmesi ve söylenenlere sadece gülümsemek gibiydi. İlk çocuğunun doğuşunu hissetmek gibiydi…

1 Şubat – 31 Mayıs tarihleri projenin hayata geçirildiği, benim ise projeye dair, insanlara dair, kullanılan araçlara dair bir çok şey öğrendiğim tarihlerdir. Proje süresince yapılan aktivitelerden bahsetmeyi düşünmüyorum (aktiviteler için www.kuklanlat.com sitesini ziyaret edebilirsiniz). Anlatmak istediğim bu projeden öğrendiklerim, projeye kattıklarım ve projede yer alan kardeşlerim…

Bir projeyi hayata geçirmek, bir düşünceye somut elbiseler giydirmek bir çeşit yemek hazırlamak gibi düşünülebilir. Ana yemeği gözlerinizde canlandırmanız gerekir. Nasıl göründüğü, nasıl görünmesi gerektiğini. Sonra ana yemeğin bu hale gelebilmesi için hangi malzemelerin kullanılması gerektiğini bulmanız gerekir. Daha sonrada bunları hangi sıraya göre eklemeniz ve hangi malzemeyi ne kadar pişirmeniz gerektiğini… Projemde kendimi aşçı olarak düşündüm hep. Fakat ortaya çıkacak yemeği yiyecek grubun büyüklüğünü düşününce tek başıma olmadığım bir mutfak vardı. Proje ekibiydi onlar. Herkesin bir/veya bir çok görevi olduğunu biliyorduk fakat bu görevlerin yerine getirilmesi ile ana görev olgusuna zarar vermemeleri gerekiyordu. Kendine karşı sorumluluklarının yanı sıra büyük amaca karşı da sorumlulukları vardı.  Ana yemek ve onun gereklilikleri…

Artık faaliyete geçme zamanı geldiğinde eksiklikler bir bir gün yüzüne çıkıyordu. Aslında basit gibi görünenlerin arkasından bir çok ayrıntı çıkıyor ve proje ekibi görevini yapmaması,  zaman daralması işleri içinden çıkılmaz hale sokabiliyordu. Asıl ilginç olanı ise bir şekilde hazırlanan organizasyon sonucunda eksiklikler fark edilmiyor, fark edilse bile üzerinde durulmuyordu. Çocuklara hizmet etmenin belki de en güzel taraflarından birisi buydu.

Proje sırasında spesifik olarak bir çok sorunla yüzleşmem gerekti. Afişlerin tasarlanması, afişlerin asılması, eğitimler, zamanlar, websitesi, yurtdışı sorunları… Bunlar ve bunlar gibi bir çok olay bana hızlı düşünme yeteneği kazandırdı. Hızlı düşünme ve çözüme yönelme… Başlarda düşüncelerimin tıkandığını hissetsem de, sonra sonra düşüncelerimdeki bulutların kalktığını ve çözümü net olarak görebildiğimi söyleyebilirim. 

Bu sorunlarla yüzleşmem bir çok yeterlilik kazandırdı bana. Bunlar inanılmaz şeylerdi. Kazandırılan yeterlilikleri sıralamam gerekirse; genel anlamda proje yönetmek – ekip olarak hareket etmek ve sorumluluk dağıtmak, almak – iletişim için çeşitli araçları verimli kullanmak – dizayn için Coreldraw, photosop ile çalışmalar yapma, kendi tasarımımı yaratmak – plan yapmak ve yapılan planda aksaklıklar olduğu taktirde planı onarmak, yedek plan ile çalışmak -   farklı kültürlere, farklı kişilikte insanlara karşı sayılı olmak ve onların ihtiyaçlarını ön planda tutarak herkesi olaya dahil etmek – İngilizce konuşma ve anlamanın geliştirilmesi – görev dağılımı veya bir gruba hitap ederken, kelimelerin yalın, anlaşılır seçilmesi gerekliliği… Aklama gelmeyen ve yaşarken öğrendiğimi fark ettiğim bir çok yeterlilik bu proje ile ya hayatıma girdi ya da gelişti.
Kişisel gelişimimi fark etmek beni mutlu etti. Ama daha mutlu olmamı sağlayan ise 3 aylık eğitim sonucunda katılımcıların/ genç kardeşlerimin yeteneklerindeki gelişimdi. Kendi kuklalarını yapmak adına inanılmaz bir özveri ile çalıştılar. Kendi kuklalarını yaptıklarında planlanan sürenin biraz gerisinde kalmışlardı, kuklaları kullanmayı öğrenmeleri için yeterli zamanları yoktu. Kukla gösterilerine bir gün kala, kukla ve müzik ile kendi başlarına yaptıkları çalışmalar olumlu sonuç vermiş, herkes kuklasını hakkını vererek kullanmayı öğrenmişlerdi. Asıl güzel tarafı ise bu sadece bir başlangıçtı… Yeteneklerini geliştirebilecekleri ve hobi edinebilecekleri bir araçları vardı artık.
Projede katılımcı olan gençlerin çoğu daha önce farklı ülkeden birileri ile diyalog içinde bulunmamış, birlikte zaman geçirmemişlerdi. Alman ortakların projeye dahil  olmalarının ilk gününde bu durum açıkça kendini göstermekteydi. Fakat bir hafta sonunda Alman – Türk katılımcıların arasındaki bütün buzlar erimiş, aynı dili kullanmayanlar dahi iletişim kurmak adına bir dil oluşturmuş birlikte güzel zaman geçirmeyi bilmişlerdi… Gençler artık ‘yabancı’ olarak nitelendirdikleri kişilerin aslında o kadar da yabancı olmadığını anlamış oldular ve farklı yaşam tarzlarını görme fırsatını elde ettiler.
Bu inanılmaz bir çıktıydı benim için. Katılımcıların tepkileri, kuklayı, kukla sanatını ve diğerlerini benimsemeleri inanılmazdı. Bu proje ile fırsat verildiğinde güzel şeyler başaran gençler gördüm ve ben bu fırsatı yaratmak adına çalışmalarıma asla son vermemeyi düşünüyorum…

KUKLaNLAT projesi sorumluluğunu üstümde hissettiğim ilk projeydi. Katılımcılarıyla, hedef kitlesiyle ve hayata geçirdikleri onca güzellikle özel bir projeydi. Bir başlangıçtı… 



7 Mart 2011 Pazartesi

Sosyal Sorumluluk " YOUTHPASS (YUTPAS) "




Geçen hafta sonu Youthpass (yutpas) Eğitimi’ndeydim.  

Bu zamana kadar 2 defa uluslar arası projede youthpass hakkında eğitim aldım. Anlamadım. Dedim ki kendi kendime, bunun nedeni kesin İngilizce anlatılmasından kaynaklanıyor. Sonra Eylem 1.2 Preacting’inde biraz daha anlatıldı. Önemine vurgu yapıldı. Tamam dedim kendi kendime, bu kez anladım… Anlamamışım. Anlamadığımı ise geçen zamanda geri dönüşlerle kendimi beslemeye çalıştığımda anladım. Anlamayı anladım yani :) … Okudum anlamadım, yazdım anlamadım. Ne hikmetse bir türlü anlamadım. Günlerden bir gün Ali, Eylem 1.2 Preacting’inde birlikte güzel zaman geçirdiğimizi ve hepimizin Youthpass Eğitimine başvurmamızı, kabul edilirsek yine bir arada olabileceğimizi söylemesi ve başvuru formunun linkini göndermesi üzerine başvurdum. İki farklı heyecan vardı başvururken; birincisi güzel zaman geçirdiği güzel insanlarla bir araya gelme ihtimali, diğeri ise bilinmezlikler denizinin kendisini oluşturan, ihtişamıyla hayallerimi korkutan youthpass’a yakın olmak, onu tanımaya çalışmak ve onu anlamayı denemek ihtimali.

Başvuru sayısı yaklaşık 400 olunca Eylem 1.2 Preacting'inden kimse kabul edilemedi. Ben hariç. İlk heyecanım içimde patladı ama Youthpass’ı anlamaya çalışma ihtimalim aynı heyecanıyla yerinde duruyordu. 'Ayrıca üzerime vazife edinerek, Youthpass Eğitimi’nin bir çıktısı olarak, bu yazıyı yazmaya karar verdim. 'Çıkarımlarım ile güzel insanlara Youthpass’ı anlatmaya çalışacağım. Bilinmezliğin nasıl kaybolduğunu, nasıl anladığımı anlatacağım size. En olmadı anlayıp anlamadığımı test etmiş olacağım (Umarım eğitmenlerimiz bu yazının olumsuz sonuçlanması durumunda bana kızmazlar :) Zaten kara listedeyim, böyle bir yazı ile koyu kara listeye taşınırım ya da aklanırım sanırım :)) 

Eğitime tanışma partisiyle başladık. Akşam geç saatlere kadar birbirimizi tanımaya çalıştık.  Hafızada tutma konusunda iyi olmadığım için hala bir çok katılımcının adını hatırlamıyorum, ama görsem kesin tanırım :) Tanışmadan sonra kısaca neler yapılacağından bahsedildi ve eğitimde izlenecek yol haritasının zihinlerimizde canlandırılmaya çalışıldı.

Sabah güzel bir kahvaltıdan sonra asıl eğitime başladık. Öğrenme Nedir? ilk sorumuzdu. Çok farklı görüşlerle öğrenme tanımlandı. Objelerle öğrenme arasında bağlantı sağlandı ve katılımcıların objelerini tanımladığı bir oturum  gerçekleştirildi. 

Öğrenme’nin davranıştaki değişiklik olduğundan, yeniliklere yelken açılmada bir basamak olduğuna kadar bir çok farklı görüş katılımcıların açık zihinlerinden içeri akmaya başlamıştı. Fikir birliği yaratmaktan ziyade farklı fikirlerin ortada dolaşması için ortam çok müsaitti. 

Onur, kartlarını yere serip bize bunlardan hangilerinin hangi eğitim biçimini anımsattığını sorduğunda bizler eğitim çeşitlerini düşünmeye başlamıştık bile. 2+1 farklı eğitim vardı geniş çerçevede; Örgün Eğitim, Yaygın Eğitim + Hayat Boyu Öğrenme. Örgün eğitim dediğimizin, günümüzde okullarda, kurslarda, dersanelerde verilen, belirli bir planı, belirli bir müfredatı olan, tek taraflı eğitimi ifade ediyordu. Öğreticinin öğrencilere sürekli bir şeyler vermesini kapsamaktadır. Yaygın eğitim ise belirli bir planı olmasına karşın belirli bir müfredatı yoktur. İhtiyaçlardan doğar ve tecrübelerin aktarımı söz konusudur. Öğretici-Öğrenci kavramları yerini katılımcı ve eğitmene bırakmaktadır. Fakat katılımcı olarak gelen bir kişi eğitmen rolünü üstlenip diğerlerine bilgi verebilir,  eğitmen pozisyonuyla eğitime başlamış kişi ise katılımcıların katılımlarıyla eğitilen pozisyonuna yatay geçiş yapabilir. Belirli bir kabuğu veya belirli bir çerçevesi yoktur. Ana tema çerçevesinde her şeye değinilebilir. Çoklu pencere  ile olaylara bakışı baz alır. Örgün Eğitim ile Yaygın Eğitim'in kesişim kümesi vardır ama bu tamamen çıkar ilişkisidir :). Hayatboyu öğrenme ile ifade edilmek istenilen ise belirli bir plan olmadan, yolda giderken dahi bir şeyler öğrenmeyi kapsar. Bir partidesin mesela. Eğlence doruk noktasında ve sen orada bir konuşma yapıyorsun ve bu konuşmadan bir şey öğreniyorsun. İşte bu hayatboyu öğrenmeyi kapsar.Hatta katılımcılardan birisi “Pazara kadar değil mezara kadar” şeklinde bir sloganla hayatboyu öğrenmeyi sloganlaştırmıştır :). Ayrıca Örgün ve Yaygın Eğitimleri de içine alan geniş bir spektrumu vardır.

Anlattıklarım çok sıradan geldi ve bir şey anlamadık, adam gibi anlat diyorsan, sana eğitimde Onur’un veya Bugay’ın veya Özgür’ün verdiği örnekle anlatmak isterim. Şimdi ehliyet almak istiyorsun. Gidiyorsun sürücü kursuna, deli gibi para veriyorsun ve kurslarına katılıyorsun. Kursta biri çıkıyor, tekerleği gösteriyor. Patlamış halini slayt olarak hazırlayıp, sunuyor ve anlatıyor tekerlek patladığında neler yapılacağını. Sende bakıyorsun, dinliyorsun onun anlattığı her şeyi (Örgün Eğitim), sonra da gerçekte tekerleğin patlayınca eğitimde neler öğretildiğini hatırlamaya çalışıyorsun :). Tabi hatırlamakta zorluk çekmen gayet normal. Ama eğer seni birisi bir atölyeye götürseydi, patlamış tekerleğe sahip arabayı gösterseydi ve tamir etmeni söyleseydi ve sen tamir etmeye çalışsaydın (Yaygın Eğitim) o zaman hatırlamakta zorluk çekmezdi gibi geliyor… Ama ehliyet olayını kursa gitmeden de hallederim, zaten klasik sorular soruyorlar, gözüm kapalı yaparım şeklinde düşünen birisiysen, bir gün yola çıkarsın ve tekerleğin patlarsa, o zaman kendi başına o tekerleği tamir etmen gerekir (Hayatboyu Öğrenme)…


Artık ‘öğrenme’yi öğrendiğimizi düşündüğümüz sırada diğer oturumda bulduk kendimizi: “ Öğrenmeyi Öğrenmek ”…  Yani biz bu oturumda ‘öğrenmeyi öğrenme’yi öğrenecektik. İlginç… Özgür elinde üç topla geldi. Slayt hazırlamıştı bizim için, slaytın başlığı ‘Üç Top Çevirme’… Başladı bize üç top çevirmenin püf noktalarını anlatmaya. Ben zamanında 3 top çevirmek uğruna kilolarca portakalı ziyan etmiş biri olarak üç top çevirme oturumunu ilgiyle izledim. Ve sonunda püf noktasını öğrendim…  Özgür’e hediye edilmiş toplar da bu püf noktalardan birisiydi benim için. Ve sonunda öğrendim nasıl çevireceğimi ve bana öğrenmeyi öğretmiş oldular. Sanırım öğrenmeyi öğrenme de böyle bir şey :)) (Yanlışım varsa düzeltin lütfen :))



Güzel bir öğle yemeğinden sonra artık youthpass’ı daha yakından tanımak adına oturumlar planlanmıştı. İlk olarak youthpass alındığında ne gibi avantajları olacağı ve youthpass ile karşılaşan şirket, kurum, kişilerin ne düşünmesi gerektiği konularına değinildi. Kısaca ‘tanınırlık’ bu oturumun konusuydu. Peki ama neydi bu tanınırlıkYouthpass düzenlenirken katılımcının kendi kendine doldurmasına özel gösteriliyordu. Bir nevi kişinin kendi kendini değerlendirmeye tabi tutmasıydı. Bunun bir çok avantajı vardır. Hem kişi kendi bilgisini değerlendirerek ne öğrendiğini belgelendirebilecek, hem de organizasyonu yapan kişi bu değerlendirmenin amaçlar doğrultusunda mı yoksa amaçlanandan farklı mı olduğunu kritik edebilecektir… Eğitmen büyük bir özenle yardımcı oldu, katılımcı büyük bir özenle doldurdu bu formu, peki ama ‘anlaşılmak karşındakinin anlama sınırı kadardır’ deyimi de göz önüne alındığında, karımızdaki kişi youthpass’ı anlamadığı sürece youthpass’ın etki çerçevesi yok olacaktır. İşte tanınırlık burada devreye giriyor. Avrupa’da çok daha yaygın kullanımı olan youthpass hakkında maalesef birçok kuruluş haberdar değil. Eğitimin temel amaçlarından birisi de çevremizdekilere youthpass’ı anlatarak tanınırlığını arttırmaktır. Daha bir çok çalışma yapılabilir. Hem zamanla olacak bir şeydir. İnsanların anlamaları için biraz beklemek, çok çok anlatmak gerekir.



Ve tanınırlığı tanıttığımıza göre aslında eğitimin benim için en can alıcı noktasına gelebiliriz… 8 Anahtar Yeterlilik… Onur sahnede… Başlıyor duvara 8 farklı ve spesifik yeterlilikleri yapıştırmaya… Oldum olası anlamadım diye içimden geçiriyorum. Tamam bunların isimlerini biliyorum da, eee sonra, oluyorum kendi kendime… Sonra Onur düşüncelerimi okumuş gibi, bizi gruplara ayırıyor ve her bir yeterliliğin önünde durup, belirli bir zaman düşünmemize izin vererek, bu yeterliliklerin altındaki boşluklara yazılar yazmamızı istiyor. İşte bu sırada, gruptakilere soruyorum ‘Nedir? Ne yapılır bilemedim ben :)’…  Başlıyorlar anlatmaya… Ben bu yeterlilikleri kendime şöyle tanımlıyordum. Hatta eskiden kendime nasıl tanımladığımı yazmaya çalıştım ama bulamadım. Başlık-Alt başlık ilişkisi kurmaya çalıştım, kelimelere dökünce daha da saçma oldu :) Ama aslında bu yeterlilikler öğrenmenin bir aracıymış. Projelerimiz süresince belirli olaylarla karşılaşırız. Bunlar sonucunda bizler bir şeyler öğrenir veya önceden yetersiz olduğumuzu düşündüğümüz bir konuda kendimizi artık aşmış, o sorunu çözmüş ya da karşımızdakini anlamış hissederiz. İşte bu gibi durumlar bizi 8 Anahtar Yeterliliğe yönlendirir. Belirli başlıklar altında toplayarak aslında neyi öğrendiğimizi gösterir. Bir nevi bize kolaylaştırıcı görevi görür.  Kategoriler halinde birleştirip, büyük pencereyi görmemizi sağlar… 

İşte bu anlatılanlardan anladığım kadarıyla, Onur’un bize düşüncelerimizi yazmamızı istediği boş kağıtlara aslında yine yeterliliklerimizi yazmamız gerekiyormuş. O başlıklar altta yazılanları kapsar nitelikte oluyormuş. Örnek olarak Yabancı Dilde İletişim Kurabilme yeterliliğinin sağlanması için (Alıntı yaparaktan…) yabancı dilde okuma-yazma, yabancı dili konuşma-dinleme yeterliliklerinin sağlanması gerekmektedir.

Bu 8 Anahtar Yeterliliği ve hangi soruları sorarak hangi yeterliliğe ulaşacağımızı sıralamak gerekirse;

1.       Ana Dilde İletişim Kurabilme (Kendi Dilimi Ne Kadar Verimli Kullanabiliyorum? / Bu Dili Kullanabilmem Hangi Fırsatları Yaratır? / Anadilimi Gençlik Programlarında Nasıl Daha Etkin Kullanabilirim )

2.       Yabancı Dilde İletişim Kurabilme (Yabancı Dili Kullanmada Ne Düzeyde Başarılıyım? / Bu Dili Kullanırken Ne Tür Zorluklarla Karşılaştım ve Nasıl Üstesinden Geldim ? / Yabancı Dilimi Gençlik Programlarında Nasıl Daha Etkin Kullanabilirim)

3.       Toplumsal, Kültürlerarası ,Sosyal, Aktif Vatandaş Yeterliliği (Diğer Kültürler Hakkında Neler Öğrendim? / Başkalarıyla İletişimde Nelerde Başarılıyım? / Grup Çalışmasında Ne Tür Zorluklarla Karşılaştım ve Nasıl Üstesinden Geldim?)

4.       Matematiksel Yeterlilik ve Fen/Teknolojide Temel Kazanımlar (Rakamsal Becerilerime Ne Zaman İhtiyacım Olur? / Ne Tür Problemlerle Karşılaştım ve Nasıl Çözdüm? / Problem Çözme Yeteneğimi Gençlik Projelerinde Nasıl Geliştirebilirim?)

5.       Dijital Yeterlilik (Ne Tür Bilgi Kaynakları Kullanıyorum? / Projeden Önce İnternet ve Bilgisayarı Kullanıyor muydum? –Gerçek Anlamda- / Başka Bir Ülkede Olmak Bu Alanda Yeni Neler Öğretti?/ Gençlik Projelerinde Dijital Yeterliliğimi Nasıl Geliştirebilirim?)

6.       Girişimcilik (Fikirlerimi Ne Zaman Uygulamaya Koyarım? / Risk Alır mıyım? Ve Bunlardan Bir Şeyler Öğrendiğim Olur mu?  Gençlik Projelerinde Girişimcilik Yeterliliğimi Nasıl Geliştirebilirim? )

7.       Kültürel İfade (Başka Kültürler İle İletişimde Bulunmayı Ne Kadar İstiyorum? / Yeni Yerleri Gezerek Neler Öğrendim?)

8.       Öğrenmeyi Öğrenme (Projeye Katılmaktaki Amacım Neydi? / Bilinçli Katılım İçin Neler Yapabilirim? / En Çok Hangi Faaliyetlerden Neler Öğrendim? )***


*** Öğrenmenin Hedeflenen Değişimle Gerçekleştirilebilmesi İçin Uygun Yöntem Keşfetme Durumu olarak açıklamaya çalışmış katılımcılardan birisi, bu durumu… Hoş 3 defa okudum her defasında farklı anlam çıkartmayı başardım…

Eğitimin sonuna doğru ise nasıl Youthpass hazırlanır’ın üzerinde duruldu. Aslında www.youthpass.eu sitesinde gayet açıklayıcı bir şekilde anlatılıyor. 

Bu kez Youthpass’ı projemde uygulayacak, öncesinde buna göre plan yapacak kadar bilgilenmiş hissediyorum… Başka bir Youthpass Eğitimi’nde sizinle birlikte olmak güzel olurdu ama sınırımı zorlamadan yazıma son vermek en güzeli olacak sanırım.

Eğitimde emeği geçen ‘mutfak’ ekibine ve hazırlanan ‘yemeği’ yemek için iştahlı olan katılımcılara çok teşekkür ediyorum.

Haberleşmemizi facebook üzerinden devam ettirmek dileğiyle…