Yeni bir yıl eskitmeye yetti bir önceki yılı. Dolu dolu yaşanan bir yıl: 2013.
2013 benim için unutulmazlar arasında yerini çoktan aldı bile. Neler mi oldu, birlikte göz atalım:
- Askerlik Tiyatralı: Hayatımda ilk kez tattığım bir daha da tatmak istemediğim bir tiyatro oyununun içindeydim, askerlik görevimi! yerine getirirken. İlk olması zaten unutulmayacağı anlamına geliyor.
- Askerliği kısa tutmak için omuzdan ameliyat oldum. Çok ciddi bir ameliyat olmamasına karşın hayatımda ilk kez ameliyat oluyordum. O ameliyat salonuna giderken ışıkları gösterirler ya filmlerde, ben de aynen o duyguyu yaşadım. Işıkları geçerken sırayla, aklıma bir çok konu geldi. Neyse derin düşünceler bunlar; ameliyat da unutulmazlarım arasındaydı.
- GOOD LUCK Projesi: Ankara'da katıldığım bir sosyal sorumluluk projesiydi. Batıl inançlarla ilgili. Gayet eğlendiğimi söylemeliyim. Başarılı bir proje gerçekleştirdi organizatör arkadaşlar.
- İşimiz Gücümüz Meslekler Projesi: İlk aklıma gelen ' Ne çektirdi be!' oldu. Yılan hikayesine dönen izinler, saçma sapan kişiliklerle yapılmış ortaklıklar, bir çok bilinmezlik... Sonrasında olayın çözülmesi, gönüllüler, Malaga, çocuklar... Zorluk veren ama o zorluluğun üstesinden geldikten sonra yaşanan mutluluk... Kendi yazdığım projelerden birisini hayata geçirdik. Heyecanlı serüven yaşadık tabiri sanırım durumu özetler...
- Bir İyilik Yap, Çöpe At! Projesi: Yıl 2010, evde oturuyor ve sosyal sorumluluk çalışmaları araştırıyordum. İşte o zaman bu cümleyi not etmiştim: Bir iyilik yap, çöpe at. O gün bu projeyi yazıp uygulayacağıma karar verdim. Yıl 2013 ve projeyi yazdım. Doğal Yaşam Derneği ile ortaklaşa yürüttük bu projeyi. Benim için insanları tanımak adına ciddi bir çalışma oldu. Projenin asıl amacının yanında bu kazanımlarım bonustu.
- SITOS Projesi : İki önemli projeyi yürüttükten sonra bir başka proje yazımına destek verdiğim projenin hibe almaya hak kazandığını öğrendim. Güzel bir ekip ve kaliteli katılımcılarla neredeyse kusursuz bir proje gerçekleştirdik. Hala proje ekibinin dönütlerini okuyup mutlu oluyorum. Tadı damağımda kaldı, tekrarını yaşamak için çalışacağız artık.
- Ulusal Bilişim Zirvesi: Katıldığım büyük çaplı bir zirveydi. Dedeman Otelde kaldık. Bu benim için ilkti. Organizasyon zayıf olsa da güzel bir hafta sonuydu benim için.
- Gençlerin Bakışıyla Yönetim Modelleri İç Anadolu Bölge Bilgilendirme Toplantısı: Organizasyon olarak Ulusal Bilişim Zirvesi'ni de sollayarak 2013 de katılığım en kötü organizasyona imza attılar. Yine bir şeyler öğrendim ama :)
- TCDD'de Mühendis olarak çalışmaya devam: Yani her ne kadar hayal ettiğim gibi bir çalışma ortamım olmasa da çalıştığım zamanlarda işimi yapmaya çaba harcıyordum. Sağlık sorunları, askerlik sorunu vb. 2013 yılında çok fazla çalışmama olanak sağlamadı.
- Omuz çıkığı ve ameliyatı: Aslında omuz çıkığı konusunda blog yazısı yazmam gerekiyor. Resmen hayatımı çekilmez hale getiren bir sıkıntı oldu. Olur olmadık yerde omzum çıktı ve beni zor durumda bıraktı. 2013'de 2 defa omzum çıktı ve sorunu çözmek için toplamda 3 tane ameliyat oldum. Şu an en son Laterjet ameliyatı ( açık ameliyat) nedeniyle evden dışarı çıkmamaya çalışıyorum. Malum sağ omuz kullanılamaz durumda... Bu kez çözüme ulaştığını düşünüyorum.
- aktiF-İz Gençlik Topluluğu: Aklıma ilk gelen ' Ne çok toplantı yapmışız be' oldu. 2013'de sağlık sıkıntıları ve askerlik sorunu olmasına rağmen bir çok ( hatta çoooook) toplantıya katıldım. Proje eğitimleri verdim, fikir paylaştım, organizasyon yaptım vs. vs. Bu sayede bir çok farklı insanla tanıştım ve onlarla toplantı gerçekleştirdim. Güzel zaman geçirdim. Kendimden bile fazla zamanı aktiF-İz ile geçirdim. Güzeldi, her şeye, herkese rağmen :))
- Gezme-Tozma: 2013'de ne kadar farklı ile/ülkeye gittim hatırladıklarım: Kıbrıs, İstanbul, Konya, İspanya/Malaga, Almanya/Berlin, Polonya/ Wroslaw, Tokat, Amasya, Kocaeli, Eskişehir, Beypazarı, Kastamonu... Belki hatırlamadıklarım da kalmıştır. Gezdim, eğlendim, arkadaşlarımla, ailemle zaman geçirdim, yeni insanlar tanıdım. Bu açıdan bakınca verimli bir yıldı 2013...
- Abim Evlendi: Çok hızlıydı :) Ne olduğunu anlamadan abim evlenmişti bile. Karar vermek çok önemli bir şeymiş, bunu da görmüş oldum.
- Gezi Parkı Eylemleri: Gençlerin sisteme etkileri ve gençlerin kıvrak zekasını seyrettim. Şiddeti kınadım, tatminsizlerin gençler üzerinde oynadıkları oyunlara savaş açtım. Plastik mermiyle vuruldum hiç suçum yokken, gaz bombası yüzünden neredeyse kriz geçirecektim. Değişik bir duyguydu, sokakta olmak güzeldi.
- Aşk hayatı: Hep bir şeyleri yanlış yapıyordum. Sanırım şu an bir şeyleri doğru yapıyorum. 2013 benim için hayal kırıklığıyla başladı. Sonra umutlandırdı ve tekrar hayal kırıklığı... Sonra tekrar umut... Tahterevalli gibi. Bir aşağı bir yukarı. Ama sonlara doğru her şey yoluna girmeye, emin adımlarla ilerlemeye başladım. Hadi bakalım.
- Gelecek planı: 2013'de geleceğe yatırım olsun diye yaptığım tek şey araba almaktı sanırım. Onun dışında yaptığım her şey mutlu olmak içindi. Aslına bakılırsa gelecekle ilgili bir planım yok şu aşamada. Biraz daha mutlu olayım o konuya sonra döneceğim.
2013 dolu dolu geçti.
Hoşgeldin 2014, ne getirdin bana?
üdopara
aktiF-İz Gençlik Topluluğu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aktiF-İz Gençlik Topluluğu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Ocak 2014 Çarşamba
12 Kasım 2013 Salı
Sosyal Sorumluluk "ULUSAL BİLİŞİM ZİRVESİ 2013"
8-10 Kasım tarihlerinde Habitat Kalkınma ve Yönetişim Derneği, Microsoft, T.C. Kalkınma Bakanlığı ve UNDP ortaklığında Ulusal Bilişim Zirvesi Dedeman Otel, Ankara'da gerçekleştirildi. Ben de katılımcı olarak yer aldım. Hatta uzun bir süreden sonra ilk defa kendi organizasyonumda olmayan bir organizasyonun içinde yer alma şansı elde ettim. Bu durum bana dış gözlemci olarak yapılan çalışmayı izleme şansı verdi.
Genel olarak Girişimcilik ve onun türevleri üzerinde durulan Zirve'de Sezai Hazır, Emin Sadık Aydın, Hansın Doğan, Anıl Çekiç gibi fark yaratan insanlar konuşmacı olarak yer aldı. Bunun dışında Habitat derneğinde yetişip kendi başarı hikayeleriyle zenginlik katan bir çok konuşmacı genç yer aldı.
Aslına bakılırsa Habitat'ın düzenlediği ilk organizasyona katıldım. 1997'de kurulduğunu düşündüğüm bir dernekten ilk defa haberdar olmak beni üzmüştü. Zirve dolayısıyla çokça faaliyetlerinden haberdar olma şansı elde ettim. Örneğin 2005 yılında bir proje geliştirmişler ve BBBÖ kısaltma adıyla Bilenler Bilmeyenlere Bilgisayar Öğretiyor adıyla hayata geçirmeye başlamışlar. Değişik bir strateji uygulamışlar. Gönüllüleri eğitim master eğitmen yapıyor, master eğitmenler de eğitmen yetiştirerek yaşları çok büyük ya da çok küçük olan ve çeşitli nedenlerle bilgisayar teknolojisi ile tanışamayan kişilere bilgisayar öğretmelerini sağlıyorlar. Halen devam eden bir proje olduğunu söylediler. 1200 eğitmenle 140.000 kişiye doğrudan etki ettiklerini de... Etkilendiğimi belirtmeliyim. Takip edilebilirliği iyi organize etmişler.
Zirve konusuna dönecek olursak, bu yazımda bazı veriler ve kendi yorumlarımın içinde yer aldığı bir çalışma yapmayı ve hem yaşadığım tecrübeyi sizlerle paylaşmayı hem de ilgisi olanlara Habitat çalışmalarını tanıtmayı amaçlıyorum. Henüz Habitat gönüllüsü değilim yani tamamen dış gözlemci olarak olayları ele alacağım.
Zirve'ye 463 başvuru yapılmış ve bunlardan 181 tanesi seçilerek katılmaya hak kazanmıştır. Seçim kriterleri öncelikli olarak BBBÖ'de eğitmen olanlardan seçmek ve diğer kriterleri ise farklı organizasyonlardan katılım sağlanmasını sağlamak. Bu açıdan bakınca çok farklı ve ciddi bir oluşuma ev sahipliği yaptığını söyleyebilirim. Zirve'de 120 tane organizasyonun temsilcisi yer almıştı. Bu organizasyonların genel çoğunluğunu üniversitelerde girişimcilik konusunda çalışma yapan kulüpler oluşturmakla birlikte aktiF-İz Gençlik Topluluğu gibi yenilikçi düşünce sistemlerine sahip oluşumlar da yer alıyordu. Ben aktiF-İz'i temsilen orada yer aldım, stand kurdum ve çalışmalarımızı diğer organizasyonlara anlattım.
Uzun bir girişten sonra artık Zirve'nin içeriği hakkında düşüncelerimi özetleyebilirim.
Bir dış gözlemci olarak ORGANİZASYON konusunda şunları söyleyebilirim:
- Konu olarak Girişimciliğin seçilmesinin artı değer kattığını düşünüyorum.
Bir dış gözlemci olarak ORGANİZASYON konusunda şunları söyleyebilirim:
- Konu olarak Girişimciliğin seçilmesinin artı değer kattığını düşünüyorum.
- Dedeman Otel de Zirve'nin çekiciliğini arttırdı.
- Zirve öncesi bilgilendirme mail ile yapıldı. Bu güzel bir şeydi fakat Habitat'ı tanıtan ( tanımayanlar için) bir doküman yoktu. Konuşmacıların CV'leri de eklenebilirdi. Çok araştırdım ama net bilgilere ulaşabildiğimi söyleyemem.
- Otele geldiğimde ekip güler yüzlüydü. Tanışma çabaları taktire şayandı. Fakat daha yeni tanışılmasına rağmen daha önce tanıyormuş gibi davranmaları biraz ilginç geldi. Bir de 180 kişi ile tanışmanın zorluğundan kaynaklı olsa gerek, tanışmalar çok yüzeyseldi. Tanışan kişilere sorsan benim hakkımda çok bir şey hatırlamaz. Zaten cevabı dinlemekten çok bir sonraki insanla iletişimi nasıl kuracağı daha fazla ilgisini çekiyor gibiydi.
- Zirve'nin programı daha önce Habitatta çalışma yapanlar için sıkıcı olduğu kadar yeni katılanlar için de sıkıcıydı.
Tanışma oyunlarının oynatılacağı söylendiğinde daha önce eğitime katılanlar of-pof yaptılar. Belli ki sürekli aynı oyunlar oynatılıyor. Bunun yanı sıra 180 kişiye tanışma oyunları oynatılması bence zaman kaybı. Bunun yerine kokteyl organize edilseydi daha fazla insan birbiriyle kaynaşabilirdi.
Program araları çok kısaydı. Yemek almak işkenceydi ve zaman yeterli değildi. Bu durumda kaynaşma ve sohbetler de yarım kaldı veya hiç yaşanmadı. En fazla boş zaman akşamlarıydı, ona da bir etkinlik konulmadığı için insanlar dağıldı ve etkileşim sınırlı kişiler arasında kaldı.
Bunun yanı sıra panelde kapıda bir görevli bulunuyordu. Yani dışarı çıkışı engellemek için sanki badyguard tutulmuştu. Ben ayağa kalktığımda gözleri bana sabitlendi. Kapıya yöneldiğimde ise: " Nereye gidiyorsun" gibi kaba bir söylem söz konusuydu. " Tuvalete" dediğimde anlaşılmaz bir şekilde " Çabuk ol" yanıtını aldım. Yani tuvalete gidip gitmeyeceğim veya tuvalette ne kadar duracağım benimle ilgilidir. Organizasyonu ilgilendireceğini sanmıyorum.
Bir de sürekli birilerini alkışlatmaları çok ilginç geldi bana. " Hadi bir alkış", " Kuvvetli bir alkış", " Bu kadar mı alkış? Ben bu kadar alkışa konuşmam". Alkışlamak bir şeyin beğenildiğini veya onu onayladığını göstermek için konuşmadan yapılan bir eylemdir. Dolayısıyla kişi bazlı ilerler. İnsanların alkışlamalarını söylemek onların düşüncelerini yönlendirmek anlamına gelmez mi?
Bunlar eleştirel baktığım konular. Bunun haricinde Zirve'nin programında yer alan konuşmacıların içten konuşmaları ve açık fikirli oluşları beni etkiledi. Duvarları kaldırdılar ve katılımcılara onların yanında olduğunu hissettirdiler. Öyle ki konuşmacıları dinlerken sanki yanlarına gidip naber Hansın abi, Naber Ussal diyecek oldum. Ama demedim. Yani çok yakın hissettim kendime...
Atölye çalışmalarından e-girişimciliği seçmiştim. Sunum gayet bilgi vericiydi. İnteraktif sunum yöntemi ile bizi dahil etmesi konudan kopmamızı engelledi. Zaten katılan kişilerin belli bir birikimleri vardı. Bu da sunumu daha zengin hale getirdi. İlk defa duyduğum bir çok konu oldu ( be fit, zumbara, shazam, google project, çöp(m)adam, görünmez kask vb.). En sonunda yapılan yarışma ise düşünmemizi tavan yaptırdı. Ekip çalışması üzerine bir etkinlikti ve verilen materyallerle (makarna, makas, ip, bant ve marşmelov) en yüksek kuleyi inşa etmemiz gerekti.
- Zirve'nin programı daha önce Habitatta çalışma yapanlar için sıkıcı olduğu kadar yeni katılanlar için de sıkıcıydı.
Tanışma oyunlarının oynatılacağı söylendiğinde daha önce eğitime katılanlar of-pof yaptılar. Belli ki sürekli aynı oyunlar oynatılıyor. Bunun yanı sıra 180 kişiye tanışma oyunları oynatılması bence zaman kaybı. Bunun yerine kokteyl organize edilseydi daha fazla insan birbiriyle kaynaşabilirdi.
Program araları çok kısaydı. Yemek almak işkenceydi ve zaman yeterli değildi. Bu durumda kaynaşma ve sohbetler de yarım kaldı veya hiç yaşanmadı. En fazla boş zaman akşamlarıydı, ona da bir etkinlik konulmadığı için insanlar dağıldı ve etkileşim sınırlı kişiler arasında kaldı.
Bunun yanı sıra panelde kapıda bir görevli bulunuyordu. Yani dışarı çıkışı engellemek için sanki badyguard tutulmuştu. Ben ayağa kalktığımda gözleri bana sabitlendi. Kapıya yöneldiğimde ise: " Nereye gidiyorsun" gibi kaba bir söylem söz konusuydu. " Tuvalete" dediğimde anlaşılmaz bir şekilde " Çabuk ol" yanıtını aldım. Yani tuvalete gidip gitmeyeceğim veya tuvalette ne kadar duracağım benimle ilgilidir. Organizasyonu ilgilendireceğini sanmıyorum.
Bir de sürekli birilerini alkışlatmaları çok ilginç geldi bana. " Hadi bir alkış", " Kuvvetli bir alkış", " Bu kadar mı alkış? Ben bu kadar alkışa konuşmam". Alkışlamak bir şeyin beğenildiğini veya onu onayladığını göstermek için konuşmadan yapılan bir eylemdir. Dolayısıyla kişi bazlı ilerler. İnsanların alkışlamalarını söylemek onların düşüncelerini yönlendirmek anlamına gelmez mi?
Bunlar eleştirel baktığım konular. Bunun haricinde Zirve'nin programında yer alan konuşmacıların içten konuşmaları ve açık fikirli oluşları beni etkiledi. Duvarları kaldırdılar ve katılımcılara onların yanında olduğunu hissettirdiler. Öyle ki konuşmacıları dinlerken sanki yanlarına gidip naber Hansın abi, Naber Ussal diyecek oldum. Ama demedim. Yani çok yakın hissettim kendime...
Atölye çalışmalarından e-girişimciliği seçmiştim. Sunum gayet bilgi vericiydi. İnteraktif sunum yöntemi ile bizi dahil etmesi konudan kopmamızı engelledi. Zaten katılan kişilerin belli bir birikimleri vardı. Bu da sunumu daha zengin hale getirdi. İlk defa duyduğum bir çok konu oldu ( be fit, zumbara, shazam, google project, çöp(m)adam, görünmez kask vb.). En sonunda yapılan yarışma ise düşünmemizi tavan yaptırdı. Ekip çalışması üzerine bir etkinlikti ve verilen materyallerle (makarna, makas, ip, bant ve marşmelov) en yüksek kuleyi inşa etmemiz gerekti.
Zirve'nin son günü yapılan yuvarlak masa çalışması aslında iyi organize edilebilseydi çok ciddi sonuçlar alınabilirdi. En azından bizim masadaki moderatör çok yetersizdi. Öncesinde belirli bir hazırlık yapılıp soruların hazırlandığı belliydi ama soruların yönetilmesi konusunda ciddi sıkıntıları vardı. Katılımcıların düşüncelerini gerçekten anlayarak dinlediğini sanmıyorum. Sırf flipçarta bir şeyler yazmak için soruları sordu ve cevap ne olursa olsun onu yazdı. Bu bazen iyi bir yöntem olabilir ama çoğunlukla zaman kaybıdır.
Zirve programı sıkıştırılmış bir programdı ve çok fazla reklam yapıldı. Habitat'ın reklamı yapıldı. BBBÖ'nün reklamı yapıldı. Diğer katılımcıların reklamı yapıldı. Bunlar bir şekilde yapılacaktır bu tür etkinliklerde, kabul. Fakat bu kadar göze sokularak yapılması can sıkıcı hale getirdi. Hele ki eğitmen ve master eğitmenlerle diğer katılımcıların ayrıştırılması bence huzursuz bir ortam yarattı. Egolar havada uçuştu. Özgüvenleri belki tamdı ama bilgisizliklerini ego ile örtmeye çalıştılar. O ortam eğitmenler için de ciddi bir bilgi akışı sağlayabilirdi.
Zirve organizasyonu genel olarak iyiydi. Ekisikliklere değinmemin nedeni dış gözlemci olarak onların asla farkına varamayacakları konuları gün yüzüne çıkarmaktır. 180 kişi ile zirve organize etmek herkesin harcı değildir. Saygı duyuyorum.
Zirve'nin panelinde bir çok konuşmacı başarı hikayelerini anlattı ve fikirlerini söyledi. Aslında temel olarak olaylara farklı bakmak ve risk alıp girişimde bulunmak üzerineydi konuşmalar. Bana ilham veren, tekrar heyecanlanmamı sağlayan bazı cümleler şunlardı:
" Girişimci beyaz renktir: Bütün renklere dokunur ve beyazlığını daima korur" Sezai Hazır'ın bir konuşmasından çıkarırım.
" Girişimci beyaz renktir: Bütün renklere dokunur ve beyazlığını daima korur" Sezai Hazır'ın bir konuşmasından çıkarırım.
" Dünya bilişimin içine doğuyor" Bora Caldu
" Teknoloji freni boşalmış bir kamyon gibi yokuş aşağı ilerliyor" Anıl Çekiç
" Pascal Üçgeni - Her nokta iki nokta doğurur" Anıl Çekiç ( burada ekileşim ve ihtiyaca yönelik bir atıf söz konusudur.)
"Para var ama fikir yok" Sezai Hazır'ın girişimcilik konusunda para bulma sıkıntısı yaşayanlara hitaben söylediği bir söz.
" Fikirlerle birlikte onun kültürünü de ithal ediyoruz." Yine Sezai Hazır'ın ithal düşünceler hakkında söyledi bir söz.
" Iphone'un kârının %1'i üretime % 50'ye yakını fikire harcanıyor. " Sezai Hazır
"Bir alanda başarılı olmak için o konuda dersini çalışmak gerek. Rastlantısal olarak başarı gelmez" Sezai Hazır
" Asıl yenilmek vazgeçmektir." Sezai Hazır
" Herkesin bir hayali olmalı." Sezai Hazır
" Aileden başlanarak girişimciliğe engel olunuyor." Murat Gürsoy
" Girişimcilik ekip çalışmasıdır." Murat Gürsoy
" Şuan girişimcilik konusunda hakim kültür esnaf kültürüdür." Murat Gürsoy
" Türkler facebook'u kurmuş olsaydı, batardı." Murat Gürsoy
" Girişimcilikte iki insanı iyi beslemelisin: Hukukçu ve mali müşavir." Sezai Hazır
" Siz düşünüyorsunuz, sizinle aynı anda on kişi daha sizin düşündüğünüzü düşünüyor. Önemli olan o fikri uygulamaya koymak." Ussal Şahbaz
" 3D kuralı: Dene - Dinle - Değiştir" Ussal Şahbaz
" Kimse yapmadı da sen mi yaptın?" Sedat Kılıç kendi başarı hikayesinden bahsederken genç girişimcilerin yaşadıkları zorluğu anlatıyor.
" Sektörden çekilsem ekonomi çökecek gibi geliyor." Sedat Kılıç sektöre kendini kabullendirdikten sonra hissettiklerini bu şekilde anlatıyor. Girişimin başarılı olması için vazgeçilmez olunması gerektiğine dikkat çekiyor.
" İnsanlara sorsaydım, daha hızlı at arabası yapmamı söylerlerdi. - H. Ford" Sedat Kılıç farklı bakış açısının önemine Henry Ford'un sözleriyle örnek veriyor.
" Fark yarat, verimliliği sağla, erişebilir ol ve sürdürebilirliği başar, işte girişimciliğin altın kuralları" Sedat Kılıç
" Firmalar ihtiyaçları karşılar, daha iyi firmalar ihtiyaçları bulur" Sedat Kılıç
" Doğuda kablolarının korunması için iki bekçiye ihtiyacımız vardı. Devlet iki bekçi koydu. İki bekçinin olduğu yerde şef olması gerekiyormuş, şef atandı. Sonra müdür ve genel müdür atandı. Devlet bu maddi külfetin altından kalkılamayacağını söyledi, genel müdür bekçilerin kovulması için talimat verdi" Sedat Kılıç Türkiye'deki kamu sisteminin mantalite özetini çıkartıyor.
"İyilikler yapılmalıdır, çoğu dönmez ama dönenler değerlidir." Ussal Şahbaz
" Başarılarımı 1 saat anlatırım ama başarısızlıklarımı anlatmaya 3 gün yetmez." Sedat Kılıç
" Fırsatçılık yapmamak gerek." Sedat Kılıç özgün fikri olan girişimcilere düşüncelerine güvenmelerini ve küçük fırsatları bulduklarında düşüncelerini terk etmemelerini öğütlüyor.
"Bu kadar birikimli ve bilgili gençlerin kamuda çalışması büyük fedakarlık." Sezai Hazır
" Şans dediğin doğru yerde doğru zamanda hazır bulunmaktır." Sezai Hazır
" Her şey bir dokunuşla başladı."
" Farklı olduğumu hissediyordum."
" Bir konu hakkında bilgim arttığında kulaklarımın açıldığını hissediyorum." ÜTopYa
Zirve hakkında söyleyeceklerim bunlardan ibaret. Bir de kendi iç dünyam söz konusu tabi ki...
25 Mayıs 2013 Cumartesi
Sosyal Sorumluluk "GOOD LUCK"
"Superstitions is the poetry of life" JOHANN WOLFGANG VON GOETHE
As Goethe said, superstitions is the poetry of life. Life created people then people created everything.
One of them is superstition.
What is superstition?
Wikipedia answered like that "Superstition is a pejorative term for belief in supernatural causality". But for me, superstitions like a babyreligion just killed after born. It could be religion but it was not big enough to live.
How they appeared? In my opinion, every events have result(s). Every result increase people's knowledge ( like experiences). If someone lived a event and he/she was good at literature, after the event, the result start to be common. For example, someone had a wonderful life, everything is almost perfect. Then one day, while he/she was going a important meeting, he/she passed under ladder, then this meeting became worse and worse. If the same person live the same things again, the events become a superstition (passing under ladder bring bad luck)
Last week ( 17 - 24 May 2013 ), I was in a project which is called " Good Luck". It was good experience for me. I met new people, I worked with new people, I learned many thing which I didn't think about it before. I saw people who was crazy :), I touched people's idea which was very interesting. I felt people who they live another world inside. I tried to understand what they said, they tried too. I played like a child but child can understand what i understood after those games...
Youth in Action projects always make me excited. Before the project, I am worried about what will happen. During the project, I live both exciting and worrying. Because the project time is very short and easy to misunderstand. After the project, I feel many thing: happiness, missing etc.
I feel good right now. I feel full of everything about project.
Our project ended but the connection will live forever (not only about me, but also all participants ).
So i just say that GOOD LUCK people... I always remember you...
250108 C MAY 13
6 Haziran 2012 Çarşamba
Gönüllülük Çalışmalarım " SEN GELECEKTEKİ BENSİN ( SGB) PROJESİ"
"Hayal et, önündeki engelleri kaldır, hayalinin gerçeğe dönüşeceğini göreceksin..."
Sen Gelecekteki Bensin Projesine başlarken aklımdan tam olarak geçen kelimeler bunlardı. YGA'nın bir konferansında Sinan Yaman söylemişti. Amacı biz gençleri ivmelendirmek, durağanlıktan ve olağanlıktan çıkarıp bambaşka dünyalara, bambaşka serüvenlere sürüklemekti.
Sürükledi de...
Her şey bir anda gelişti. Ön hazırlığını yaptığım bir düşünce, bir tohumdu SGB Projesi. Her şeyden önce ihtiyaçtı...
Her sene yüzlerde 'kardeşim' Yetiştirme Yurdu'ndan, 18 yaşını doldurduğu için ayrılıyor, hayata atılıyor. Hiç düşündünüz mü bu gençler nereye gidiyor, neler yapıyor, nasıl yaşıyor?! Ya da şöyle sorayım, bize yolumuzu gösteren, ileriye bakmamızı, ileride gördüğümüze ilerlerken çizmemiz gereken yolları kafamızda oluşturmamıza sebep olan şey nedir?
Vizyon!!
Bizler hayatlarımızı hep ileriye küçük hedefçikler koyarak ilerletip bu aşamaya getirdik. Lise bitsin, Üniversite sınavı kazanılsın, iyi bir üniversite olsun, güzel ve açık görüşlü sevgilim olsun, mutlu olayım, mutlu edeyim, eğleneyim, şunu alayım, bunu yapayım vs.vs...
Vizyon çakıl taşlarını görmeye başladığımız bir olguydu. Vizyon hayata tutunduğumuz, pes etmemize izin vermediğimiz dayanağımızdı. Vizyon 'Gelecekteki Bizi' gördüğümüz dev aynaydı....
Vizyonsuz bir genç hayal edin, 18 yaşına yeni basmış. Hormonları ile düşünen, farklı bakış açısından ziyade öğretilmişliklerle yol alan, en büyük sorunu temel ihtiyaçlarını karşılamak olan bir genç... Temel ihtiyaçlar karşılanmadığında artık dünyanın tüm renkleri griye çalmaya başlayacaktır. Tüm hareket durağanlaşacak, mideden gelen gurultu düşünce sistemini etkileyecektir: " Bir şeyler yapılmalı..."
İşte o bir şeyler kelimesi o kişide, o gençte, farklı beyin loblarına hitap edecektir. Kendince çözüm üretecek, kendi yolunu çizecek ve her zaman yaptığı gibi yine kendi ayakları üzerinde kalacaktır... Yerlebir olan hayatına bakmaksızın...
Bunları hayal etmek çok zor değil. Her gün saat 19.00 ile 20:00 saatleri arasında televizyonun karşısına geçin, kumandayı elinize alın ve kanalları gezmeye başlayın. Unutmayın orada yer alan haberler filtreden geçmiş, Devletin belirli organlarına zarar vermeyecek hale getirilmiş, uygun ustrup bulunmuş şekilde servis edilmiştir.
Bakmak ve görmek dedikleri noktada sıkıştığım bir dönemde fark etmiştim bu ihtiyacı... Yetiştirme Yurdu'nda kalan gençlere VİZYON kazandırmak gerekiyor. Vizyon ile hangi okula gideceklerine karar verebilirler, vizyon ile hangi üniversitenin hangi bölümüne gidebileceklerini düşünebilir, düşleyebilirler... Vizyon ile 10 sene sonra kendilerini nerede görmek istediklerini hayal edebilirler... En önemlisi de vizyon ile vizyona giden yolun ilk adımını atmış olabilirler... Engelleri, güzellikleriyle olduğu gibi kabul edebilirler...
Peki, Yetiştirme Yurdu'ndaki gençlere bu konu, Vizyon konusu, nasıl aşılanabilir? Bu gençlerin hayatlarında daha kritik kararlar varken, hayatın anlamı eski önemini yitirmişken, tek gerçekliğin bulunduğu durum olduğunu düşünüyorlarken onlara nasıl vizyon'un önemli olduğunu gösterebilirdik ki?
Güzel bir plan gerekliydi. Sistematik bir çalışma... Birbirinden kopmayan, aksine birbirini destekleyen çalışmalar bütünü olmalı... Kısa süreli olmamalıydı. Çünkü kısa süreli ziyaretlerde Yetiştirme Yurdu'ndaki gençlerle çok fazla zaman geçirilemiyor, bilgi ve tecrübe paylaşımı gerçekleştirilemiyor. Bu noktada bir başka önemli ayrıntı gün yüzüne çıkıyor: karşılıklı öğrenme ortamı... Yapılan çalışmaların odak noktasında bu kavram olmalı...Yetiştirme Yurdu'nda kalan gence en fazla yakınlaşabilecek kişi yine Yetiştirme Yurdu'ndan çıkmış kişiler olabilir.
Proje bütçesi de önemliydi. Kaliteli bir projen varsa en önemli ihtiyacın maddi konudur.
Bütün bu saydıklarımı düşündüğümüzde bizim ihtiyaçlarımıza cevap veren kurum Avrupa Birliği Ulusal Ajansı'nın Gençlik Programıydı. Gençlik Programlarından Eylem 1.2 Gençlik Girişimleri bizim için biçilmiş kaftandı. Tek sıkıntısı düşük bütçeli hibe veriyor olmasıydı.
Kasım 2011 dönemine başvuru yaptık. aktiF-İz Gençlik Topluluğu olarak. Henüz yeni bir oluşumduk. Topluluk olarak ilk projemiz olacaktı. Kafamızdakileri kağıda döktük fakat uygulama nasıl olacaktı. Büyük bir soru işareti bizi bekliyordu.
Projemiz Ulusal Ajans tarafından kabul edildi. Sıra geldi hummalı bir çalışmanın içinde yer almaya. Önce proje ekibi belirlendi: Başta Eda Ceren olmak üzere,YavuzSS, Dilek, Burçin, Emrecan, Mehtap, Ali, Mansız, Cansu, Efkan, Ahmet Abi, Kübra, CanCan, Atila, Kemalettin Hoca, Bekir Abi... Hepsi gönüllü oldu. Hepsi gönlünü koydu ortaya... Başladık çalışmaya...
Uygulama için pilot il olarak Tokat, yurt olarak da Tokat Yetiştirme Yurdu belirlendi. Bunun bir çok nedeni vardı. Her şeyden önce 8 senemi bu yurtta geçirdim. Hayatımın dönüm noktalarını bu yurtta yaşadım ve benim için babadan öte olan insanla, Kemalettin Hoca ile orada tanıştım. Bu yurda karşı gönül borcum vardı. Bunun yanı sıra Tokat Yetiştirme Yurdu'nda kalan gençlerin büyük illerde kalan gençlere oranla daha fazla ihtiyacı vardı bu projeye... Bir diğer önemli sebep ise eskiden birlikte senelerimizi harcadığımız arkadaşlarımla tekrar bir araya gelme şansı yakalayacaktık. Tokat bu proje için en ideal şehirdi... :)
İşte Sen Gelecekteki Bensin Projesi böyle başladı. Amaç olarak gençlere vizyon kazandırmak benimsendi. Bu amaca ulaşmak adına katılımcılar belirlendi. Bu katılımcıların özelliği Tokat Yetiştirme Yurdu'ndan çıkmış olmaları ve kendi ayakları üzerinde durabilmeleriydi. Faaliyetler olarak da üç temel konu belirlendi: " Geçmişe Yolculuk"... Bu konu çok önemliydi. Yurtta kalan ve kalmış olan kişilerin geçmişlerine yolculuk yapıp yaşadıkları güzel anları da hatırlamaları sağlanmalıydı. Bunun yanı sıra ilk etkinlikti; Tokat Yetiştirme Yurdu'nda kalan gençlerin bizleri tanıması ve kaynaşmamız için ilk fırsat...
" Kimim Ben" konulu etkinlikler... Bu etkinliklerin amacı şu an hangi potansiyeli taşıdığımızı anlamak ve anlatmaktı. Kendini tanımayan gençler geleceğe sağlıklı bakamazlardı. Nihayetinde hayal kurmak ile bu hayale yürümek arasında fark vardı...
"Gelecekteki Ben" konulu etkinlikler... Bu etkinlikler artık projenin son aşamasını oluşturuyordu. Son dediğime bakmayın siz. Aslında biten şeyden çok başlayan şeyler olacaktı. Gelecekte kendilerini nasıl bir insan olarak hayal eden gençler bu hayaline gitmek için hangi yollardan geçeceğini de görebilecekti. Ayrıca Meslek Tanıtımları ile de gençlerin hayal gücü genişletilecekti.
Saydığım bütün etkinlikler tıpkı bizim hayal ettiğimiz gibi gerçekleşti. Hatta zaman zaman oluşan sürprizler ile daha da eğlenceli hale geldi. Katılımcılardan ve seyircilerden gelen dönütler ile de ayrı bir tat kazandı, proje ekibi olarak bizi mutlu etti...
Bu proje ikinci çocuğum gibiydi. KUKLaNLAT'tan sonra yazıp hayata geçirdiğim ikinci proje...
Ama bu kez daha farklıydı. Çok daha farklı... Bu kez diğer projede görülen eksiklikler giderilmişti. Bu kez beni destekleyen koca yürekleriyle projede görev alan takım arkadaşlarım, aktiF-İz Gençlik Topluluğu ve gönüllü insanlar vardı. 4 aylık yoğun maratona benimle birlikte çıkan ve 4 ayın sonunda benimle birlikte bu mutluluğu paylaşan değerli insanlar....
"Her proje, sonunda yeni proje fikirleri doğurmalıdır" demişti eğitmenin biri bir eğitimde... Öyle de oldu... İnsanların yüzlerindeki o ifade yeni projelere ihtiyaç duyulduğunu, yeni projelerin planlanması gerektiğini hatırlattı bana. Beni motive etti... Şimdi yeni projeler ile devam edeceğim. Projenin planlanmasındaki zorluğa ve/veya proje sonunda üzerime kalan dokümantasyona rağmen :))
TEŞEKKÜRLER... Evet size teşekkür ediyorum aktiF-İz Gençlik Topluluğu... Benimle hayal ortağı olduğunuz için. Benimle bu projede yer aldığınız, kendinizden bir şeyler kattığınız en önemlisi de değerli zamanınızı vakfettiğiniz için... Atila, ey değerli insan, kardeşten öte insan... Tokattaki bütün organizasyonda aktif yer aldın. İhtiyacımız olduğunda hep oradaydın ve bize yardımcı oldun. Görevin büyüktü ve üstesinden geldin... Tebrik ediyorum kardeşim seni... Seninle çalışmak bir zevkti, bilesin...
Kemalettin hocam; Tokat Yetiştirme Yurdu'ndaki hiçbir hoca etkinliğe katılmıyorken sen oradaydın. Bütün etkinliklerde, etkinlik öncesi ayarlamalarda... Projenin her aşamasında bizimle birlikteydin. Aslında bu proje senin sayende hayata geçti çünkü projeyi yazanı sen yetiştirdin, sen bu hale getirdin... Aynı şekilde seninle çalışmak, bir şeyler üretmek de harika bir duyguydu... Sana da sonsuz teşekkürler... Ve Ahmet Abi ile Bekir Abi... Proje fikrini duyduğunuzda heyecanlandınız. Bize inandınız ve projenin her aşamasında en önde yerinizi aldınız. Yeri geldi katılımcı yeri geldi organizatör oldunuz... Projede emeğiniz büyük... Size de sonsuz teşekkürler... Ayrıca Abi, projenin her aşamasında yer almanın yanı sıra proje hazırlık çalışmalarına verdiğin destekten dolayı sana da sonsuz teşekkürler...
Ve ÖZÜR DİLİYORUM... Proje sırasında her şeyin yolunda gitmesi için elimden geleni yapmaya çalışırken sizleri de kırdıysam eğer. Tek açıklamam sizleri kırmak gibi bir amacım hiç olmadı. Hiçbiriniz mecbur değildiniz bu projede yer almaya. Bunun bilincindeydim... Eğer en ufak bir kızgınlığınız varsa, affetmeniz için elimden geleni yapacağımı bilmelisiniz... Mumun yanması ile ormanın yanması arasındaki önemli fark, ormandaki bütün ağaçların yanmasından dolayıdır. Daha güçlüdür... Benim de gücümün kaynağı sizlersiniz...
Offf yine çok yazdım... Tamam tamam artık kesiyorum yazmayı. SGB Projesi artık sonlandı. Şimdi bu gençlerin hayatlarında öğrendiği şeyleri uygulamak ve onlarla birlikte zaman harcayarak yeri geldiğinde müdahale etmek görevimiz haline geldi. Yetiştirme Yurdu'ndan çıkanlar olarak Yetiştirme Yurdu'ndaki gençlerin abileri, aileleri bizleriz. Onları bizden daha iyi anlayan olamaz. Bunun bilincinde olalım... Eğer birlikte hareket edebilirsek ( belirli amaçlarla, belirli hedeflerle, ne yaptığını bilerek) bu ailede kimse sıkıntı yaşamaz. Türkiye'de kimse sıkıntı yaşamaz...
Son sözüm de budur...
Sen Gelecekteki Bensin Projesine başlarken aklımdan tam olarak geçen kelimeler bunlardı. YGA'nın bir konferansında Sinan Yaman söylemişti. Amacı biz gençleri ivmelendirmek, durağanlıktan ve olağanlıktan çıkarıp bambaşka dünyalara, bambaşka serüvenlere sürüklemekti.
Sürükledi de...
Her şey bir anda gelişti. Ön hazırlığını yaptığım bir düşünce, bir tohumdu SGB Projesi. Her şeyden önce ihtiyaçtı...
Her sene yüzlerde 'kardeşim' Yetiştirme Yurdu'ndan, 18 yaşını doldurduğu için ayrılıyor, hayata atılıyor. Hiç düşündünüz mü bu gençler nereye gidiyor, neler yapıyor, nasıl yaşıyor?! Ya da şöyle sorayım, bize yolumuzu gösteren, ileriye bakmamızı, ileride gördüğümüze ilerlerken çizmemiz gereken yolları kafamızda oluşturmamıza sebep olan şey nedir?
Vizyon!!
Bizler hayatlarımızı hep ileriye küçük hedefçikler koyarak ilerletip bu aşamaya getirdik. Lise bitsin, Üniversite sınavı kazanılsın, iyi bir üniversite olsun, güzel ve açık görüşlü sevgilim olsun, mutlu olayım, mutlu edeyim, eğleneyim, şunu alayım, bunu yapayım vs.vs...
Vizyon çakıl taşlarını görmeye başladığımız bir olguydu. Vizyon hayata tutunduğumuz, pes etmemize izin vermediğimiz dayanağımızdı. Vizyon 'Gelecekteki Bizi' gördüğümüz dev aynaydı....
Vizyonsuz bir genç hayal edin, 18 yaşına yeni basmış. Hormonları ile düşünen, farklı bakış açısından ziyade öğretilmişliklerle yol alan, en büyük sorunu temel ihtiyaçlarını karşılamak olan bir genç... Temel ihtiyaçlar karşılanmadığında artık dünyanın tüm renkleri griye çalmaya başlayacaktır. Tüm hareket durağanlaşacak, mideden gelen gurultu düşünce sistemini etkileyecektir: " Bir şeyler yapılmalı..."
İşte o bir şeyler kelimesi o kişide, o gençte, farklı beyin loblarına hitap edecektir. Kendince çözüm üretecek, kendi yolunu çizecek ve her zaman yaptığı gibi yine kendi ayakları üzerinde kalacaktır... Yerlebir olan hayatına bakmaksızın...
Bunları hayal etmek çok zor değil. Her gün saat 19.00 ile 20:00 saatleri arasında televizyonun karşısına geçin, kumandayı elinize alın ve kanalları gezmeye başlayın. Unutmayın orada yer alan haberler filtreden geçmiş, Devletin belirli organlarına zarar vermeyecek hale getirilmiş, uygun ustrup bulunmuş şekilde servis edilmiştir.
Bakmak ve görmek dedikleri noktada sıkıştığım bir dönemde fark etmiştim bu ihtiyacı... Yetiştirme Yurdu'nda kalan gençlere VİZYON kazandırmak gerekiyor. Vizyon ile hangi okula gideceklerine karar verebilirler, vizyon ile hangi üniversitenin hangi bölümüne gidebileceklerini düşünebilir, düşleyebilirler... Vizyon ile 10 sene sonra kendilerini nerede görmek istediklerini hayal edebilirler... En önemlisi de vizyon ile vizyona giden yolun ilk adımını atmış olabilirler... Engelleri, güzellikleriyle olduğu gibi kabul edebilirler...
Peki, Yetiştirme Yurdu'ndaki gençlere bu konu, Vizyon konusu, nasıl aşılanabilir? Bu gençlerin hayatlarında daha kritik kararlar varken, hayatın anlamı eski önemini yitirmişken, tek gerçekliğin bulunduğu durum olduğunu düşünüyorlarken onlara nasıl vizyon'un önemli olduğunu gösterebilirdik ki?
Güzel bir plan gerekliydi. Sistematik bir çalışma... Birbirinden kopmayan, aksine birbirini destekleyen çalışmalar bütünü olmalı... Kısa süreli olmamalıydı. Çünkü kısa süreli ziyaretlerde Yetiştirme Yurdu'ndaki gençlerle çok fazla zaman geçirilemiyor, bilgi ve tecrübe paylaşımı gerçekleştirilemiyor. Bu noktada bir başka önemli ayrıntı gün yüzüne çıkıyor: karşılıklı öğrenme ortamı... Yapılan çalışmaların odak noktasında bu kavram olmalı...Yetiştirme Yurdu'nda kalan gence en fazla yakınlaşabilecek kişi yine Yetiştirme Yurdu'ndan çıkmış kişiler olabilir.
Proje bütçesi de önemliydi. Kaliteli bir projen varsa en önemli ihtiyacın maddi konudur.
Bütün bu saydıklarımı düşündüğümüzde bizim ihtiyaçlarımıza cevap veren kurum Avrupa Birliği Ulusal Ajansı'nın Gençlik Programıydı. Gençlik Programlarından Eylem 1.2 Gençlik Girişimleri bizim için biçilmiş kaftandı. Tek sıkıntısı düşük bütçeli hibe veriyor olmasıydı.
Kasım 2011 dönemine başvuru yaptık. aktiF-İz Gençlik Topluluğu olarak. Henüz yeni bir oluşumduk. Topluluk olarak ilk projemiz olacaktı. Kafamızdakileri kağıda döktük fakat uygulama nasıl olacaktı. Büyük bir soru işareti bizi bekliyordu.
Projemiz Ulusal Ajans tarafından kabul edildi. Sıra geldi hummalı bir çalışmanın içinde yer almaya. Önce proje ekibi belirlendi: Başta Eda Ceren olmak üzere,YavuzSS, Dilek, Burçin, Emrecan, Mehtap, Ali, Mansız, Cansu, Efkan, Ahmet Abi, Kübra, CanCan, Atila, Kemalettin Hoca, Bekir Abi... Hepsi gönüllü oldu. Hepsi gönlünü koydu ortaya... Başladık çalışmaya...
Uygulama için pilot il olarak Tokat, yurt olarak da Tokat Yetiştirme Yurdu belirlendi. Bunun bir çok nedeni vardı. Her şeyden önce 8 senemi bu yurtta geçirdim. Hayatımın dönüm noktalarını bu yurtta yaşadım ve benim için babadan öte olan insanla, Kemalettin Hoca ile orada tanıştım. Bu yurda karşı gönül borcum vardı. Bunun yanı sıra Tokat Yetiştirme Yurdu'nda kalan gençlerin büyük illerde kalan gençlere oranla daha fazla ihtiyacı vardı bu projeye... Bir diğer önemli sebep ise eskiden birlikte senelerimizi harcadığımız arkadaşlarımla tekrar bir araya gelme şansı yakalayacaktık. Tokat bu proje için en ideal şehirdi... :)
İşte Sen Gelecekteki Bensin Projesi böyle başladı. Amaç olarak gençlere vizyon kazandırmak benimsendi. Bu amaca ulaşmak adına katılımcılar belirlendi. Bu katılımcıların özelliği Tokat Yetiştirme Yurdu'ndan çıkmış olmaları ve kendi ayakları üzerinde durabilmeleriydi. Faaliyetler olarak da üç temel konu belirlendi: " Geçmişe Yolculuk"... Bu konu çok önemliydi. Yurtta kalan ve kalmış olan kişilerin geçmişlerine yolculuk yapıp yaşadıkları güzel anları da hatırlamaları sağlanmalıydı. Bunun yanı sıra ilk etkinlikti; Tokat Yetiştirme Yurdu'nda kalan gençlerin bizleri tanıması ve kaynaşmamız için ilk fırsat...
" Kimim Ben" konulu etkinlikler... Bu etkinliklerin amacı şu an hangi potansiyeli taşıdığımızı anlamak ve anlatmaktı. Kendini tanımayan gençler geleceğe sağlıklı bakamazlardı. Nihayetinde hayal kurmak ile bu hayale yürümek arasında fark vardı...
"Gelecekteki Ben" konulu etkinlikler... Bu etkinlikler artık projenin son aşamasını oluşturuyordu. Son dediğime bakmayın siz. Aslında biten şeyden çok başlayan şeyler olacaktı. Gelecekte kendilerini nasıl bir insan olarak hayal eden gençler bu hayaline gitmek için hangi yollardan geçeceğini de görebilecekti. Ayrıca Meslek Tanıtımları ile de gençlerin hayal gücü genişletilecekti.
Saydığım bütün etkinlikler tıpkı bizim hayal ettiğimiz gibi gerçekleşti. Hatta zaman zaman oluşan sürprizler ile daha da eğlenceli hale geldi. Katılımcılardan ve seyircilerden gelen dönütler ile de ayrı bir tat kazandı, proje ekibi olarak bizi mutlu etti...
Bu proje ikinci çocuğum gibiydi. KUKLaNLAT'tan sonra yazıp hayata geçirdiğim ikinci proje...
Ama bu kez daha farklıydı. Çok daha farklı... Bu kez diğer projede görülen eksiklikler giderilmişti. Bu kez beni destekleyen koca yürekleriyle projede görev alan takım arkadaşlarım, aktiF-İz Gençlik Topluluğu ve gönüllü insanlar vardı. 4 aylık yoğun maratona benimle birlikte çıkan ve 4 ayın sonunda benimle birlikte bu mutluluğu paylaşan değerli insanlar....
"Her proje, sonunda yeni proje fikirleri doğurmalıdır" demişti eğitmenin biri bir eğitimde... Öyle de oldu... İnsanların yüzlerindeki o ifade yeni projelere ihtiyaç duyulduğunu, yeni projelerin planlanması gerektiğini hatırlattı bana. Beni motive etti... Şimdi yeni projeler ile devam edeceğim. Projenin planlanmasındaki zorluğa ve/veya proje sonunda üzerime kalan dokümantasyona rağmen :))
TEŞEKKÜRLER... Evet size teşekkür ediyorum aktiF-İz Gençlik Topluluğu... Benimle hayal ortağı olduğunuz için. Benimle bu projede yer aldığınız, kendinizden bir şeyler kattığınız en önemlisi de değerli zamanınızı vakfettiğiniz için... Atila, ey değerli insan, kardeşten öte insan... Tokattaki bütün organizasyonda aktif yer aldın. İhtiyacımız olduğunda hep oradaydın ve bize yardımcı oldun. Görevin büyüktü ve üstesinden geldin... Tebrik ediyorum kardeşim seni... Seninle çalışmak bir zevkti, bilesin...
Kemalettin hocam; Tokat Yetiştirme Yurdu'ndaki hiçbir hoca etkinliğe katılmıyorken sen oradaydın. Bütün etkinliklerde, etkinlik öncesi ayarlamalarda... Projenin her aşamasında bizimle birlikteydin. Aslında bu proje senin sayende hayata geçti çünkü projeyi yazanı sen yetiştirdin, sen bu hale getirdin... Aynı şekilde seninle çalışmak, bir şeyler üretmek de harika bir duyguydu... Sana da sonsuz teşekkürler... Ve Ahmet Abi ile Bekir Abi... Proje fikrini duyduğunuzda heyecanlandınız. Bize inandınız ve projenin her aşamasında en önde yerinizi aldınız. Yeri geldi katılımcı yeri geldi organizatör oldunuz... Projede emeğiniz büyük... Size de sonsuz teşekkürler... Ayrıca Abi, projenin her aşamasında yer almanın yanı sıra proje hazırlık çalışmalarına verdiğin destekten dolayı sana da sonsuz teşekkürler...
Ve ÖZÜR DİLİYORUM... Proje sırasında her şeyin yolunda gitmesi için elimden geleni yapmaya çalışırken sizleri de kırdıysam eğer. Tek açıklamam sizleri kırmak gibi bir amacım hiç olmadı. Hiçbiriniz mecbur değildiniz bu projede yer almaya. Bunun bilincindeydim... Eğer en ufak bir kızgınlığınız varsa, affetmeniz için elimden geleni yapacağımı bilmelisiniz... Mumun yanması ile ormanın yanması arasındaki önemli fark, ormandaki bütün ağaçların yanmasından dolayıdır. Daha güçlüdür... Benim de gücümün kaynağı sizlersiniz...
Offf yine çok yazdım... Tamam tamam artık kesiyorum yazmayı. SGB Projesi artık sonlandı. Şimdi bu gençlerin hayatlarında öğrendiği şeyleri uygulamak ve onlarla birlikte zaman harcayarak yeri geldiğinde müdahale etmek görevimiz haline geldi. Yetiştirme Yurdu'ndan çıkanlar olarak Yetiştirme Yurdu'ndaki gençlerin abileri, aileleri bizleriz. Onları bizden daha iyi anlayan olamaz. Bunun bilincinde olalım... Eğer birlikte hareket edebilirsek ( belirli amaçlarla, belirli hedeflerle, ne yaptığını bilerek) bu ailede kimse sıkıntı yaşamaz. Türkiye'de kimse sıkıntı yaşamaz... Son sözüm de budur...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



